KADINLARIN BELLEĞİ, DİRENİŞİ VE LÚCIA MURAT: UÇAN SÜPÜRGE İZLENİMLERİ

29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, 2 Haziran akşamı Ankara Devlet Opera ve Balesi Sahnesi’nde düzenlenen açılış töreni ve Kült Kavaklıdere Sineması’ndaki film gösterimleriyle başladı.

Bu yıl “Çiçek mi dediniz?” teması ile yola çıkan festivalin konuğu, ilk kez Türkiye’deki bir festivale katılan Brezilya sinemasının feminist direnişçisi Lúcia Murat’tı. Üç filmiyle festivalde yer alan 77 yaşındaki usta yönetmen, 3 Haziran’da Kült Kavaklıdere’de festivalin program direktörü Alin Taşçıyan’ın moderatörlüğünde bir ustalık dersi verdi.

Murat’ın Sinemasında Belgesel ve Kurmaca Bir Arada

Ben ise 5 Haziran itibarıyla festivale dahil olabildim. Ustalık atölyesine katılamamış olsam da festivali bir Lúcia Murat filmiyle açtım: Oyun Vakti (Hora Do Recreio)

“Oyun Vakti”, Brezilya’daki eğitim sorununu belgesel ve kurmacayı harmanlayan bir yaklaşımla ele alıyor; film ekibinin ilkokul ve ortaokullardaki devlet okulu öğretmenleriyle yaptığı bir araştırmaya dayanıyor. Film, Rio de Janeiro’daki devlet okullarında okuyan 14–19 yaş arası gençlerin hayatlarını, kendi anlatıları üzerinden ele alıyor. Özellikle ırkçılık, kadınlara yönelik şiddet, homofobi, uyuşturucu çevresi, okul bırakma, yoksulluk ve polis şiddeti gibi konular merkezde.

Murat’ın anlatısında klasik bir belgeselle karşılaşmıyoruz. Öğrenciler sadece konuşmuyor; bazı bölümlerde tiyatro performansları ve canlandırmalar da kullanılıyor. Özellikle Brezilyalı yazar Lima Barreto’nun “Clara dos Anjos” eserinden sahneler üzerinden, geçmişteki ırkçılık ve kadın deneyimleriyle bugünün gençlerinin yaşadıkları arasında bağ kuruluyor. Başka bir okulda ise, 20. yüzyılın başlarında yazılmış ve banliyöde yaşayan genç bir siyahi kızın istismarını anlatan Lima Barreto’nun “Clara dos Anjos” adlı kitabını prova ediyorlar. Bu dramatizasyon sayesinde, bu hikâyeyi günümüzdeki sorunlara dair deneyimleriyle karşılaştırıyorlar. Belgeselin bazı bölümleri fazla kurgulanmış olsa da samimiyeti ve duygusu seyirciye kesinlikle geçiyor. Ve aklımda siyahi genç kızın söylediği şu cümle kalıyor:

“Neden siyah olmak kötü de beyaz olmak iyi?”

Lúcia Murat

                                                     

Yönetmen Lúcia Murat, Brezilya’da 1964-1985 yılları arasındaki askeri diktatörlük dönemindeki öğrenciliğinden itibaren devrimci hareket içinde yer almış ve hapis yatıp işkence görmüş biri; bu deneyimlerini filmlerine de aktaran sinemacı, yapıtlarında toplumsal hafızayı diri tutma ve baskıya karşı direnme temalarının merkezde yer almasını sağladı. ’80’li yıllarda Brezilya film endüstrisindeki cinsiyetçilik ve mizojiniyle de militan geçmişi sayesinde başa çıktığını dile getiren Murat’ın eserleri Toronto, Berlin ve Sundance gibi dünyanın en prestijli festivallerine seçildi. 

Daha İyi Bir Dünya Uğruna Dehşeti Yaşayan Kadınlar

Kadınlara yapılan işkenceleri, tecavüzleri ve gözaltındaki kayboluşları anlatan “Yaşadığını Görmek Ne Güzel” (Que Bom Te Ver Viva, 1989) ise festivalde izlediğim ve çok beğendiğim diğer bir Lúcia Murat filmi oldu.

Belgesel ile kurmacayı birleştiren bu docudrama, aynı zamanda kişisel bir hafıza çalışması. Şiddet görmüş gerçek kadınların tanıklıklarının ve oyuncu Irene Ravache’ın canlandırdığı anonim bir karakterin monologlarının iç içe geçtiği yapım, politik hafıza ve travma üzerine yoğun, sarsıcı ama çok güçlü bir anlatıma sahip. Filmdeki kadınlar fiziksel olarak kurtulmuş olsalar da yaşadıkları şiddetin psikolojik izleri devam ediyor. Gerçek siyasi tutuklu kadınlar kendi işkence hikâyelerini anlatırken araya, oyuncu Irene Ravache’ın oynadığı kadın karakter giriyor. Bu karakterin ağzından bazen öfkeli, bazen alaycı, bazen kırılgan monologlar dökülüyor. Yönetmen bu kurmaca karakteri ile kurbanların yaşadığı dehşeti ve kendi içindeki isyanı dile getirmiş bir nevi.

Seyircisinin de kalbini fetheden “Yaşadığını Görmek Ne Güzel”, 7 Haziran Pazar akşamı gerçekleşen kapanış töreninde bileğinin hakkıyla seyirci ödülünün sahibi oldu.  

Her Biri Ayrı Renk

Fransa’dan yazar ve eleştirmen Nadia Meflah, Türkiye’den akademisyen ve sinema yazarı Ece Vitrinel ile Mısır’dan eleştirmen ve festival programcısı Omnia Adel’in yer aldığı FIPRESCI (Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Federasyonu) jürisi de festivalin yarışma bölümü olan Her Biri Ayrı Renk Bölümü‘ndeki filmler arasından FIPRESCI Ödülü’nü Anna Fitch ve Banker White’ın yönettiği “Yo” (Love Is a Rebellious Bird) filmine verdi.

İzlediğim diğer bir uzun metraj yapımsa festivalin uluslararası alanda yarışan “Her Biri Ayrı Renk” seçkisinde yer alan, yönetmenliğini Seemab Gul‘ün üstlendiği “Hayalet Okul (Ghost School)” filmiydi. Bir okulun “cinler tarafından ele geçirildiği” iddiası üzerine, 10 yaşındaki Rabia isimli kız çocuğunun batıl inançlara ve yozlaşmış düzene karşı eğitim hakkı için verdiği mücadeleyi anlatan film, Dünya prömiyerini Toronto Uluslararası Film Festivali (Discovery bölümü) ve Berlinale’de yapmıştı. Yönetmen Gul, ilk uzun metrajında eğitim hakkından mahrum bırakılan çocukların dünyasına 10 yaşındaki bir kız çocuğunun gözünden bakıyor. Bizi kendisiyle birlikte batıl inançlar, bürokratik kayıtsızlık ve toplumsal eşitsizlikler arasında gerçeğin peşine düşüren Rabia da cesaretin ve eleştirel düşüncenin simgesi oluyor.

Festivale konuk olduğum iki buçuk güne üç uzun metrajlı yapımın yanı sıra Ulusal kısa metrajlı filmleri ve kısa belgesel yapımları da sığdırdım.

Ulusal Kısa Metrajlı Film seçkisinde izlediklerim:

  1. Çürük / Aslı Bildirici
  2. Akışta / Selen Heinz
  3. Çıkmaz Sokak / Ezgi Temel
  4. Uyuyamadım, Eve Gidiyorum / Elit İşcan
  5. Oda Servisi / Çağla Demirbaş
  6. Ölüm Bizi Ayırana Dek / Deniz Koloş

Ulusal Belgesel Film seçkisinde izlediklerim:

  1. Kök / Sanem Karasalih
  2. Ada / Ceylan Özgün Özçelik
  3. Eskisi Gibi / Sibel Karakurt
  4. Dardağan / Fatma Taşçı – Hayrullah Ercik
  5. Fotoğrafımızı Çekin / Aylin Kızıl

29. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nin tüm emekçilerine bir kez daha bu satırlardan teşekkürlerimi iletiyorum; dile kolay, 29 yıldır aralıksız olarak bir festivali devam ettirmek meşakkatli bir iş. Dilerim 30.sunda da kavuşuruz.  

Diğer Yazılar: Arzu Arda Deger
ALTIN KOZA NOTLARI: YIKIM, ACI VE HAYAT MÜCADELESİ ÜZERİNE
Ülkenin en köklü ve en kıymetli festivallerinden biri olan Adana Altın Koza...
Devamını Okuyun
Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir