YARINA TEK BİLET

Netflix’in Türkiye yapımı ilk orijinal filmi Yarına Tek Bilet’in başrollerinde Dilan Çiçek Deniz ve Metin Akdülger yer alıyor. 2014 yapımı İsveç filmi “Hur man stoppar ett bröllop”un uyarlaması olan filmin yönetmen koltuğunda oturan Ozan Açıktan geçtiğimiz yıl da Netflix orijinal dizisi Atiye’nin ilk 3 bölümünün yönetmenliğini üstlenmişti.

Netflix Türkiye’nin daha önce yapımcılığını üstlendiği hiçbir diziyi izlememiş biri olarak Yarına Tek Bilet için epey heyecanlıydım. Dizi izlemek benim için her zaman daha zordu ve dürüst olmak gerekirse Netflix Türkiye’nin dizileri pek ilgimi çekmemişti fakat aynı tren kompartımanına düşen iki gencin hikayesini anlatan Yarına Tek Bilet pek orijinal duyulmasa bile umut verici gözüküyordu. Ozan Açıktan’ın hem festival ilgisi gören hem de finansal olarak büyük başarı yakalamış filmler çektiğini biliyordum. 33. İstanbul Film Festivali’nde gösterilen filmi Silsile’yi Yarına Tek Bilet’in yazarı Faruk Özerten ile yazmıştı.

Film “Me and My Baby” isimli şarkıyla açılıyor ve biz Dilan Çiçek Deniz’in canlandırdığı Leyla karakterini konvansiyonel olmayan bir aspect ratio ile izlemeye başlıyoruz. Birkaç saniye sonra ekranda büyük ve dikkat çekici “1. Bölüm” yazısı beliriyor. Film iki dakika içerisinde verdiği stilistik kararlarla konvansiyonel olmak istemediğini izleyiciyle belli ediyor. Kendi kendime “Harika! Sonunda stilistik kararlar veren bir film!” diyorum fakat bu düşüncemin pozitifliği kısa ömürlü oluyor çünkü bazı kararlar ne kadar stilistik olursa olsun doğru yerde kullanılmadıklarında komikleşebiliyorlar. Leyla ve Ali ikilisinin ilk karşılaşması adeta “The Office” dizisinden bir kesit gibi duruyor, ani kesilen sahneler ve epey sarsıntılı bir kamera kullanımı zamandan zamana izleyicinin kafasını karıştırabiliyor. Bunun bir romantik komedi olması gerekiyordu, ben şu an ne izliyorum?

“3. Bölüm”de kamera daha konvansiyonel bir hal alıyor. Karakterlerimiz karşılıklı oturup konuşuyorlar, kamerada karşılıklı yer değiştiriyorlar. Kameranın film boyunca aldığı tavırları göz önünde bulundurduğumda kafamda birçok soru işareti oluşuyor. Film gerçekten hareket eden bir trende çekilmiş gibi, fakat neden? Yarına Tek Bilet’in ilham kaynağı olan “Hur man stoppar ett bröllop”un fragmanına göz attığımda bazı sorularıma cevap buluyorum. Festival ilgisi gören İsveç filmini özel kılan şey deneysel bir film olması: Malmö ve Stockholm arası 5 saatlik tren yolculuğu yapan ikilinin hikayesini anlatan film tren yolculuğunun süresinde yani 5 saat içinde çekilmiş. Bu gerçek göz önünde bulundurulduğunda orijinal filmin verdiği belgesel hissi ve sarsıntılı kamera hareketleri epey akla yatıyor fakat aynı durum Yarına Tek Bilet için geçerli değil. Türü romantik komedi olan Yarına Tek Bilet’in 5 saatte çekilen deneysel bir film olmadığı göz önünde bulundurulduğunda bu kararların arkasında yatan tek nedenin filmi sadece hikaye açısından değil stilistik açıdan da adapte etmek olduğunu anlıyorum ama neden böyle bir karar verildiğini hala kavrayamıyorum; sonuçta Ozan Açıktan filmle ilgili verdiği röportajlarda da İsveç yapımı filmin aksine Yarına Tek Bilet’in iddialı ve nihai bir proje olmadığını belirtmişti.

Yarına Tek Bilet 90 dakikalık bir klip gibi hissettiren ortalama bir Netflix filminden ne daha iyi ne daha kötü. Metin Akdülger ve, ilk kez görüntü yönetmeliği yapan, Cenk Altun sayesinde ayakta durduğunu düşündüğüm filmin diyalogları zaman zaman zorlama gelse de karakterlerin kelime seçimleri ya da yaptıkları espriler epey gerçekçi. Faruk Özerten araya İngilizce kelimler sıkıştırmaya ya da büyük çoğunluğumuzun yaptığı referansları dahil etmeye korkmamış ve bu adapte edilen bir senaryo için gerçekten takdir edilesi.

Yazarın Diğer Yazıları:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir