Yol – Masumiyet

Yol

Yılmaz Güney’in senaristliğini yaptığı, sert bir dille devlet ve gelenek eleştirisinin olduğu Yol filmi, Kültür Bakanlığı’nın yaptığı anketle 100 yılın en iyi 8. filmi seçildi. Türkiye sinemasına ve politik sinemaya filmleriyle farklı bir boyut kazandıran Güney, bence bu filmiyle listede olması gerektiği yerlerde.

1981 yılında Güney cezaevindeyken,  Şerif Gönen’in yönetmenliğinde çekilen Yol, sıkı yönetim döneminde İmralı cezaevinden bir haftalık bayram iznine çıkan mahkumların öyküsünü anlatıyor.

Mahkumlardan Seyit Ali’nin karısı onun yokluğunda evden kaçmış ve ‘kötü yola’ düşmüştür. Töre gereği öldürülmesi gereken Zine(Seyit Ali’nin karısı)’yi ailesi ahıra bağlar ve kocasının gelip ailenin namusunu temizlemesini bekler. Seyit Ali memlekete döndüğünde bu zor kararla karşı karşıyadır. Törenin getirdiklerinin açıkça yansıtıldığı bir hikaye Seyit Ali’nin hikayesi.

Diğer mahkumlardan Mevlat da, izninde nişanlısıyla görüşür fakat nişanlısının akrabalarından fırsat bulup bir türlü yalnız kalamazlar. Mevlat’ın konuşurken sarf ettiği  erkek egemen geleneğin getirdiği kısıtlayıcı sözler ve bu sözlere karşın kendisinin geneleve gitmesi, toplumdaki kadın ve kadın yaşamı algısının çarpıcı eleştirilerinden yalnızca biri.

Kayınbiraderiyle bir hırsızlık işi üzerindeyken, biraderini bırakıp giden ve vurulmasına sebep olan Mehmet Salih ise, karısının ailesi tarafından boşanmaya zorlanmaktadır. Aile, oğullarının ölümünden Mehmet Salih’i sorumlu tutmaktadır. Mehmet Salih, korkaklıkla suçlanır ve karısı da, ailesi ve onun arasında kalır.

Ömer ise, memleketine gider gitmez sevdiği ve evlenmek istediği kızla görüşür. Hapisten çıktığında her şeyin yoluna gireceğini ve nihayet bir araya gelebileceklerini düşünmektedirler. Derken, beklenmedik bir şey olur ve Ömer’in gerilla üyesi abisi, Türk ordusu tarafından öldürülür. Bu nedenle de, Ömer, töre gereği abisinin karısıyla evlenmek ve onların çocuklarının sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalır. Bu noktada Türkiye’nin en önemli kavgalarından ikisine aynı anda parmak basıyor film, hem devlet aklı hem töre.

Ayrıca, filmin başlarından itibaren içerisi/dışarısı yani cezaevi ve ‘dışardaki hayat’ ayrımı keskin bir şekilde veriliyor. Film boyunca yapılan güçlü düzen ve gelenek eleştirisi bu noktada da karşımıza çıkıyor; mahkumiyetin aslında zihinde olduğu, bedensel özgürlüğün zihinsel mahkumiyete engel olmadığı açıkça gözler önüne seriliyor. Film çekildiği dönemde sıkı yönetim devam ettiği için, mahkumlar gerçek darbe ortamında seyahat ediyorlar. Bu sebeple dönemin koşulları çarpıcı bir şekilde perdeye aktarılmış.

Bütünüyle film, Türkiye’deki askeri yönetimin getirdiği zorlukları yansıtırken namus, töre, milliyetçilik, otorite ve mahkumiyet gibi kavramları yeniden inceliyor. Bence, mutlaka izlenmesi gereken Türkiye filmlerinden biri.


Masumiyet

“Hep denedin, hep yenildin, olsun.

Gene dene, gene yenil, daha iyi yenil.”

Zeki Demirkubuz’un Backett’in sözleriyle son noktayı koyduğu Masumiyet yeni dönem Türkiye sinemasının en iyi filmlerinden bence. 1997 yapımı olan film hayat kadını Uğur, onun saplantılı aşığı Bekir ve hapishaneden henüz çıkmış Yusuf’un hikayesini anlatıyor. Haluk Bilginer, Derya Alabora ve Güven Kıraç’ın muhteşem oyunculuklarıyla süslenen etkileyici bir senaryoya sahip film.

Yusuf, hapishaneden çıktıktan sonra mahkumiyetine sebep olmuş ablasını görmeye gelir fakat dahil olmak istemediği, problemli bir hayat vardır ablasının evinde. Böylece ne yapacağını bilmez bir şekilde çıkar gider ve yolu Uğur ve Bekir ile kesişir. Uğur, sürekli suça bulaşan ve hapishane hapishane dolaşan Zagor’a aşık onun peşinden koşan bir hayat kadınıdır. Bekir’se Uğur’a olan takıntılı aşkından dolayı, onun  peşinden koşar. Böylece şehir şehir dolaşırlar hayat boyu. Uğur’un bir de küçük kızı vardır, Çilem. Adıyla hayatını özetlemiştir adeta Demirkubuz. Sağır ve dilsiz çilem tüm film boyunca olan biteni sessizce izler.

Film; sevginin ne olduğunu, masumiyetin ve feda edişin sevginin parçası olup olmadığını, insanın benliğiyle başka hayatlar içindeki yaşamında mutlu olup olamayacağını ve bu tür sevginin mümkünlüğünü acı bir dille sorguluyor. Haluk Bilginer’in canlandırdığı Bekir’in muhteşem monolog sahnesinde söylediği bu sözler de çaresizce feda edişin ve masumiyetin ifadesi;

Oğlum Bekir dedim kendi kendime..yolu yok çekeceksin.İsyan etmenin faydası yok.Kaderin böyle.Yol belli.Ey başını usul usul yürü şimdi.. O gün bu gün usul usul yürüyorum işte…”

Film boyunca kullanılan imgeler ve sahnelerin akıcılığıyla, izlerken kendinizi hikayenin içinde buluyorsunuz. Yaşanan acıları ve duygu yoğunluğunu bir bir yaşatıyor size film. Her anlamda harika bir film Masumiyet.

Duyguların yoğun halde yaşandığı ve seyirciye başarılı bir biçimde aktarıldığı bu filmi son 100 yılın en iyi Türkiye filmleri içinde aradı benim gözlerim. Tekrar tekrar izlenesi bir film.

Mahinsu Eliaçık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir