Yıldızlararası

Bu yılın en merakla beklenen filmlerinden Interstellar, Christopher Nolan’ın filmografisindeki hemen her film gibi insanda ikinci kez izleme isteği uyandıran başarılı bir bilim-kurgu.

Çok da uzak olmayan bir gelecekte, doğanın ve dolayısıyla dünyanın sonu gelmiştir.  Eski bir pilot ve mühendis olan Cooper’a (Matthew McConaughey) kızının da içinde yer aldığı neslin dünya üzerinde var olacak son nesil olacağı ve onu kurtarmak için önemli bir uzay görevinde yer alabileceği söylenir. Cooper’ın hem ailesi hem de insanlığın geleceği için çok zor bir karar alması gerekmektedir.

Yazının bundan sonrası film hakkında ipuçları içerir.

Eleştirmenleri ikiye bölen film, belki de Nolan’ın filmografisindeki en kişisel film. Ünlü yönetmenin çekimler esnasında gizlilik için “Interstellar”ı kullanmayıp kızı Flora’nın ismi üzerinden filmi “Flora’s Letter” adı altında çekmesi ve esasında bilim odaklı bu filmin bir baba-kız ilişkisi ekseninde başlayıp aynı eksende sonlanması da bunun bir göstergesi bence. Ancak bu baba-kız sevgisinin filmin tümünde anılmasıyla yetinilmeyip, çözüm kısmında çok önemli bir role bürünüp, konunun belkemiğine dönüşmesi bir miktar dikkat dağıtıcı olmuş.

Interstellar, Nolan’ın daha önceki filmlerinde sıklıkla kullandığı elementleri içeriyor: filmin en başında sonu ile ilgili minik ipuçları veriliyor, film kabaca üç sahneden oluşuyor ve çözüm kısmında yine girişe dönülüyor, film bittiğinde seyirci kafası karmakarışık halde kalıyor. Ayrıca tabi ki bir filmi Nolan yönetiyorsa, o filmde yönetmenin uğur oyuncusu Michael Caine’in bulunmaması imkansız hale geliyor.

Ortalamanın üzerindeki süresiyle Interstellar izleyiciyi bir saniye dahi kaybetmiyor. Tabi bu seyircinin konu ile ilgisine de bağlı, ancak temponun düştüğü sahnelerde dahi kendinizi bir şeyleri anlamak ve çözmek için çaba sarf ederken buluyorsunuz. Film karakter derinlikleri konusunda ise maalesef bir miktar sınıfta kalıyor. Filmin üzerine en çalışılmış görünen iki karakteri Cooper ve Murph bile zaman zaman kafa karıştıracak kadar çelişkili davranabiliyorlar. Artık kendini kanıtlamış pek çok ismi kadrosunda barındıran film, çok üstün bir performans içermese de – yine de MacKenzie Foy’un performansını ayrı tutmak gerekir- , oyunculuk konusunda hiçbir sıkıntı yaşamıyor. Gösteriminden önce dahi başyapıt “2001: A Space Odyssey” ile karşılaştırılmak gibi bir talihsizlik yaşayan film; Kubrick’e bazı göndermeler yapmaktan da uzak kalmamış. Şekil olarak ‘monolith’i andıran esprili robotlar, uzay yolculuğu sırasındaki astronotların gördüğü ışıklar/flaşlar, beklenmeyen anda gelen sessiz sahneler bunlardan birkaçı. Zaten Nolan 2013 yılında yaptığı bir röportajda aşağıdaki açıklama ile “2001’den esinlenmemenin imkansız olduğunu, ancak yalnızca bir adet 2001 olduğunu” söylemişti.

“I think anytime you look at science fiction in movies, there are key touchstones. Metropolis. Blade Runner. 2001. Whenever you’re talking about getting off the planet, 2001 is somewhat unavoidable. But there is only one 2001. So you don’t want to get too near to that.”

Nolan Interstellar’ı çekerken (haklı olarak) bilim kısmına çok önem vermiş. Yaşayan en ünlü fizikçilerden Kip Thorne’un teorilerinin temel olarak kullanılması bir yana, Thorne bizzat yapımcı olarak yer aldığı filmdeki efektlerinin oluşturulması için bir ekiple birlikte bir yılı aşan çalışmalar gerçekleştirmiş. Seyircinin de anlayabileceği şekilde anlatılmaya çalışılan sahneler ve efektlerin arkasındaki büyük çalışmayı tahmin etmek çok da zor değil. Buna müthiş görsellik eklendiğinde gerçekten iyi bir seyirlik çıkıyor ortaya.

Interstellar Nolan filmografisinde ilk üçe girebilir mi? Hayır. Interstellar bir başyapıt mı? Kesinlikle hayır. Aradıklarınız bunlarsa ve çok büyük beklentileriniz varsa, bu filme gitmemeniz daha doğru olur. Ancak aradığınız iyi bir filmse, Interstellar başarılı bir yönetmenin elinden çıkmış leziz bir bilim-kurgu.

İyi seyirler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir