Yaşam Kürü

Cure for Wellness, Gore Verbinski’nin uzun süre sonra Avrupa’da çektiği bir film. Cure for Wellness, Lockhart adlı bir finans uzmanının İsviçre Alpleri’ne gidip patronunu bulunduğu güzellik merkezinden çıkarmasını konu alıyor. Bir tür hastalığa yakalanmış yüksek mevkide insanların kendi istekleriyle yattıkları bu merkez, saklı bir cennet sunuyor. Bu saklı cennet de bir sorunsalı beraberinde getiriyor. Bu insanlar özgür iradelerini koruyabiliyorlar mı? Spinoza’ya göre bunun cevabı evet. Spinoza 16. yy’da kulli determinizm olarak anlattığı sorunsalın altını çizer. Özgür iradenin insanlarda hiçbir zaman olmadığını çünkü insanların düşüncelerinin, eylemlerinin, duygularının, toplumsal davranışlarının genel bir bütünlük içinde ilerlediğini ve bunun önceden belirlendiğini anlatır. Bu bakımdan insanların özgür iradeleri ile yaşamaları mümkün değildir. Bu özellik Spinoza’ya göre kesinkes Tanrı’ya aittir. İşte Verbinski’de Spinoza’nın dünyasını yansıtıyor. Bu yaklaşımı filmin sonuna kadar sürdüremiyor.

Spinoza ve özgür irade

Spinoza felsefesinde, aklın her şeyi çözebileceğini savunur. Bu savunuyu yaparken bireyin özgürlüğü aklını kullanabilmesine ve aklı ile hareket edemeyen bireylerin ise tutkular ve duyguların kölesi olduğunun altını çizer. Aynı zamanda, özgürlüğün insanın kendi kendini yönetmesi olarak bahseder. Filmde kahramanımız olan Lockhart, çalıştığı finans şirketi tarafından şirketin patronunu geri getirmek üzere İsviçre Alpleri’ndeki bir malikaneye gönderilir. Bu malikane ise biraz garip bir yerdir. Zengin yaşlı hastalar, burada güzellik merkezinde kalmakta ve ikinci baharlarını yaşamaktadırlar. Film en başta seyircisini kişisel çıkarlar üstünden yönlendirir. Hastaneye gelen zengin kişiler(Eski CEOlar, müdürler vb.) kişisel çıkar ve hırslarından kurtulmak üzere kendi istekleriyle buraya gelmişlerdir. Spinoza’nın felsefesi burada devreye girer. Bu zengin hastalar kişisel çıkar ve hırslarından kurtulmayı seçmişlerdir çünkü gerçek hayat onları zalimleştirmiştir. Bir arınma süreci yaşamayı istemektedirler. Lockhart ise; bu düzene kafa tutma derdindedir. Olması gerektiğinin aksine; zorla patronunu hastaneden çıkarmayı ister.

Lockhart’ın hastaneye kaldırılması, her şeyin önceden bir şekilde belli olduğu algısını yaratır. Mucize gibi bir kazanın arkasından Lockhart’ın ilahi bir şekilde hastaneye döndüğünü görürüz. Lockhart’ın hastaneden çıkmak isteyip çıkamaması ise Spinoza’nın insanın kendi doğasından olan zorluklara uyması gerekliliğini, aslında özgürlüğün mümkün olmadığını anlatır.

Spinoza’nın yarattığı bu paradoks, hastanede birkaç kez örneklerle yaşanacaktır. Daha önce bahsettiğim gibi; bir sürü zengin, yaşlı hasta hastane içinde çıkarlarından arındırılarak (hastalıkları tedavi edilerek) hayata tekrar kazandırılacaklardır. Hastane bir süre sonra zorunluluk olarak karşımıza çıkar. Lockhart, hastanenin kalbine doğru ilerledikçe patronu ve diğer hastaların zorunlu olarak hastaneye bağlandığını anlayacaktır.

Bir kür olarak Su veya iradenin köreltilmesi ile Tanrı’ya itaat

Su aslında bir kür değil hastaların kendilerini yavaşça öldürmesi için verilmiş bir kimyasaldır. Hastane’de bulunan hastalara hastane idaresi tarafından su içmek şart koşulur. Hastaların içtikleri su, onlara temin edilmiş, dikte edilmiştir. Bu kişiler iradeleriyle bu seçimi yapmazlar.  Bu suya bağlı olarak anbean yaşamaya başlarlar. Hastanedeki diğer her şey gibi, bu da bir seçim olarak başlayıp zamanla zorunluluğa dönüşür.

Hastane yönetimi suyun müthiş özgürleştirici etkisini bir kurtuluş aracı olarak vurgular. Hastanenin başhekimi hatta su içilmezse kısmen ölümlerinin hızlanacağını ve tedavinin yararlı olmayacağını belirtir. İradenin köreltilmesini belki de en iyi anlatan sahne, Lockhart’ın insanlara özgür olmadıklarını söylediği yemek sahnesidir. Bu sahnede, hastalar Lockhart’ı dinlemek şöyle dursun zombi gibi Lockhart’ın üstüne yürürler. Hastanenin sahibinin sözünden çıkmazlar. Bu durumda Spinoza’nın dediği Tanrı ortaya çıkmış olur. Filmin bir ironisi olarak; Lockhart tedaviye alındığı odada iradesi kırılmış olarak insanların içine çıkar. Aynı zamanda filmi ilk kez tökezleten an vuku olur. Eğer Lokhart’ın da diğer hastalar gibi iradesi kırılmışsa, nasıl olur da hızlı bir şekilde kendi haline dönebilir.

Spinoza’nın özgür irade tanımı o kadar güçsüzdür ki belki film tarafından bilinçli olarak bir çökertmeye uğratılır. Bu ifade çok akla mantığa uymuyor. Keza, film boyunca Tanrı ve insan arasında şekillenen özgür irade sorunsalı; hastane başhekimi ve Lockhart arasındaki gerilimde çok açıktır. Muhtemelen Cure for Wellness bu noktadan itibaren tezini kuvvetlendirmek veya iyi bir sonla bitirme hayallerini bırakıp bir son hazırlamak ister.

Hollywoodvari bir son ve diyalektiğe veda

Cure for Wellness, bu andan itibaren hızlıca özgür irade sorunsalını çözümleyerek bir sona ulaştırır. Diyalektik geride kalır ve Hollywoodvari bir sona doğru gider. Hastane başhekimin esas planı olan ve film boyunca örtük olup, hiçbir şekilde seyirciye sızdırılmayan kişisel hırsı ortaya çıkar. Bu hırsın içinde yüzyıllık bir intikam saklıdır. Bu intikamın ne olduğu seyirciye sürpriz olsun. Sürpriz bozmadan şunu söylemek gerekir ki; kişisel hırslardan vazgeçmek, bir insanın sudan, oksijenden vazgeçmesiyle eşdeğerdir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir