Takip

‘Inception/ Başlangıç’ın Başlangıcı

(Christopher Nolan, Gizem, Suç, 1998, ABD)

Following/ Takip, hepimizin başta Memento olmak üzere Insomnia, Batman Begins, Prestij, Dark Knight, Dark Knight Rises ve Inception ile hayranı olduğu ve çizgi roman uyarlaması olan yeni Batman üçlemesinin farklı senaryosuyla kendi farklılığını da ispatlayan Christopher Nolan’ın ilk uzun metrajlı filmi. Nolan’ın ilk filmi olması itibariyle, Nolan’ın o kendine has yönetmenliğinin de ilk ipuçlarını veren film özelliğini taşımakta. Öyle ki bu filmde daha sonra yapacağı Memento, Dark Knight ve Inception’un fikirsel izlerini görmek mümkündür. Hatta diyebiliriz ki, özellikle Inception’ın senaryosu, dram-suç türünde olan Following/ Takip’in senaryosunun bilim-kurgu türüne uyarlanmış halidir.

Kurgusunda doğrusal bir zaman/sıra izlemeyen film, parça parça ilerleyen senaryosuyla Memento’yu fazlasıyla hatırlatır ve asıl sürprizini ise konusuyla yapar bize. Genç bir yazar adayı kendisine seçtiği insanları gün içerisinde takip ederek onları gözlemlemekte ve kitabı için karakterler yaratmaktadır. Günün birinde seçtiği kişilerden biri takip edildiğini fark ederek, genç yazarın yanına gelir ve onunla konuşmaya başlar. Adamın adı Cobb’dur ve bir hırsızdır; ilerleyen sahnelerde yazarla arkadaş olurlar ve beraber iş çevirmeye başlarlar. Bu aşamada anlarız ki aslında Cobb sıradan bir hırsız değildir; girdiği evlerde bir şey çalmaktan çok bazı düzenlemeler yapmaktadır: Girdikleri bir evdeki erkek paltosunun cebine başka bir evden aldıkları kadın çamaşırını koyarak, daha sonra bunu bulacak olan adamın eşinde aslında gerçek olmayan bir fikir oluşmasını sağlamaktadırlar (bu da size Nolan’ın başka bir filmini hatırlatmadı mı?). Başka bir deyişle Cobb, girdiği evlerde yaptığı bazı düzenlemelerle ev sahiplerinin birbiri hakkında gerçek olmayan fikirler üretmelerini sağlamaktadır. Ama yavaş yavaş filmin sonuna geldiğimizde görürüz ki, filmde seyrettiğimiz her şey aslında Cobb’un büyük bir düzenlemesidir ve bu, filmin yine Memento’yu anımsatan finaline ulaştırır bizi!

Nolan’ın neredeyse yok denecek kadar az bütçeyle ve kendi arkadaşlarını oynatarak siyah-beyaz çektiği film, ufak bir film-noir (kara film) örneğidir. Takım elbiseli adamların kol gezdiği, işsiz, hayatından bezmiş bir kaybeden yazar karakterin merkezinde olduğu çözümsüz bir entrika anlatılır filmde. Genç yazar, film ilerledikçe Kafka’nın kahramanları gibi bir kısır döngü içerisine girer; tam “şimdi olayı çözdüm!” dediği anda bile aslında olay daha çözümsüz bir hale gelmektedir, tıpkı Memento’da olduğu gibi. Ancak filmin asıl benzerliği Inception/ Başlangıç’ladır. Following’de baş karakterlerden birinin adı Cobb’dur ve bir hırsızdır. Ancak girdiği evlerden bir şey çalmaktan çok, başka evlerden çaldığı ufak kişisel eşyaları, girdiği diğer evlerdeki özel yerlere yerleştirmektedir. Böylece insanlar için kişisel önemi olan, anı değeri taşıyan eşyaları çalarak aslında onların anılarını çalmış ve bu anıları girdiği diğer evlere yerleştirerek “gerçekte o ev sahiplerinin sahip olmadığı, var olmayan anıları” da onların zihinlerine yerleştirmiş olmaktadır. Bu sayede aslında karısını asla aldatmamış bir adamı karısını aldatmış gibi gösterip, hiç suç işlememiş bir insanı zan altında bırakabilmektedir. Bu açıdan bakıldığında Following’in Cobb’u, yine Christopher Nolan’ın yazıp yönettiği Inception’daki baş karakter Cobb’a çok benzemektedir (bir isim benzerliğinden daha fazlasıdır bu). Inception’un Cobb’u da bedeli ödendikten sonra ‘uykularında insan zihinlerine girerek aslında zihinlerinde var olmayan bir fikri oraya yerleştiren’ kiralık bir hırsızdır, kendisini kiralayan adına ve zihnine girdiği kişinin haberi olmadan yapar bunu. Tek fark Following’de Cobb fikri nesneler yardımıyla kişilerin evlerine yerleştirirken, Inception’da ise ileri teknoloji ürünü makinelerle insanların zihinlerine girerek yerleştirmektedir. Aslında Following’in Cobb’u için bir mekan olarak “ev”, o evde yaşayan kişinin zihninden farksızdır. Çünkü evin stili, düzeni, mobilyaların seçimi ve döşenişi, evdeki süs eşyalarının seçimi, kişisel eşyalar, kitaplar ve mutfak eşyaları, kısaca evdeki her nesne aslında zihnimizi, ruhumuzu ve karakterimizi yansıtır. Hatta Cobb “Eşyalar çok şey anlatırlar.” diyerek, bu eşyalara ve düzenlerine bakarak evde yaşayanlar hakkında fikirler yürüterek onların nasıl insanlar olduklarını çözmeye çalışır. Dolayısıyla Cobb için insanların evlerine girmek demek, aslında onların zihinlerine girmek demektir, hayatlarına girmek demektir; filmin finali ise Cobb’un insan zihnine girmekte de ne kadar iyi olduğunu gösterir bize.

Diğer taraftan Following’in Cobb’u, Inception’un Cobb’u kadar insani değildir. Filmin başında kendisini takip eden genç yazarla arkadaş olup, kendisine suç ortağı yapmasına rağmen, filmin sonunda anlarız ki yazar aslında başından beri bir kurbandır; filmde izlediğimiz her şey başından beri Cobb’un bir “yerleştirmesi”dir. Cobb ise bu uğurda insan öldürmek dahil her şeyi yapabilecek kadar kötü bir karakterdedir ve bununla gurur duyar. Diğer taraftan seyirci olarak da biz, Nolan’ın senaryosundaki ve kurgusundaki bu hileyi finale kadar fark edemeyiz, ancak finalde neden filmde doğrusal olmayan bir anlatımın tercih edildiğini ve tıpkı yine Memento’da olduğu gibi, bu kurgu seçimi olmadan bu anlatımın da mümkün olamayacağını anlarız.

Following’in bir diğer sürprizi ise genç yazarın apartman dairesinin kapısında gördüğümüz “sembol”dür. Bu sembol oraya bilinçli mi konmuştur, yoksa rastlantı mıdır bilinmez ama, kapıda gördüğümüz Batman’in yarasa sembolü Nolan’ın daha sonra ünlü çizgi-roman uyarlaması Batman üçlemesini çekeceği kehanetinde bulunmaktadır sanki.

Following/ Takip, kurgusuyla Memento’ya senaryosuyla da Inception’a öncüllük eden ve Nolan’ın daha iyi anlaşılabilmesi için mutlaka seyredilmesi gereken bir film. Hatta tüm filmin aslında Cobb’un bir yerleştirmesi olduğunu düşünürsek, Inception’ın sonu açık finaline farklı bir gözle tekrar bakmamıza da sebep olabilir. Tıpkı benim Inception’da seyrettiğimiz her şeyin aslında Saito tarafından Cobb’un zihnine, hapsolduğu zihinde gerçek hayatta yaşadığını sanması fikrinin yerleştirilmesi için yapıldığını düşündüğüm gibi. Bu yüzden filmin finalinde “uyuyor mu yoksa uyandı mı?” diye sormak zorunda kaldık hepimiz…

Takip Poster FikriSinema

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir