Susuz Yaz

Toprak, Su, Kadın ve Mülkiyet:  Susuz Yaz

Necati Cumalı’nın eserinden beyazperdeye aktarılan 1964 yapımı Susuz Yaz,  Metin Erksan’ın Türk sineması tarihine armağanı niteliğinde bir film.  Yayınlandığı sene Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü kazanan film, maalesef Türkiye’de sansüre uğrayıp vizyona girememişti.

Türk sinemasının sayılı eserlerinden Susuz Yaz, oldukça gerçekçi çekilmiş, zamanının ötesinde bir film. Genel anlamda mülkiyet hakkı üzerine kurulan senaryo, temelleri üzerinde karakterlerin temsil ettikleri ile yükseliyor.

Yazının bundan sonrası film ile ilgili detaylı bilgi içermektedir

Abi Osman, evin büyüğü, idarecisi, reisi konumunda. Büyük resme baktığımızda ise Osman’ın aslında feodal sistemin bir yansıması olduğunu görürüz. Osman sahip olan ve yönetendir. Kapitalin temsilidir.  Kardeşi ve kardeşinin evleneceği kız onun için iş gücüdür,  bu yüzden harman zamanı geçmeden kızın kaçırılmasına karar verir, bir nevi onu mülkü ilan eder. Emek verip ‘adam ettiği’ topraklar verdiği emekler karşılığında onun mülküdür. Tarlasından çıktığı için su onun mülküdür. Kendisinden daha küçük olduğu için kardeşinin hayatı onun mülkü konumundadır. Osman erilin, güçlünün, zalimin, yönetimin, kötünün temsilidir.

Osman’ın iddia ettiği bu ‘sahip olma hakkı’ çoğu yerde temelsiz ve mantıksız olsa da karşısında kalanların hiçbir zaman düzgün bir tepki göster(e)mediklerini, film boyunca bir öğrenilmiş çaresizlik hali içinde olduklarını görürüz. İsyanın ve harekete geçmenin işe yaramadığını görenler, çaresizlik içinde kalırlar ve tekrar harekete geçmezler. Osman, işgücü gerektiği için Hasan’ın Bahar’ı kaçırması gerektiğine karar verir, kaçırma anında bizzat silahıyla oradadır; kimsenin bir itirazı olmaz. Hasan ve Bahar’ın gerdek gecesinde yatak odasını basar ve ‘çocuk ister’, Hasan bu isteğini yapacaklarını söyleyerek gönderir onu. Köylüler su konusunda muhtarı aracı ederken, Osman hükümete başvurur ve su hakkını kazanır. Cinayet işler, Hasan’ın üstlenmesi gerektiğini söyler, itiraz eden olmaz. Kocası hapse girince annesinin yanına dönen Bahar’ı geri almak için annesinden ister ve alır. Aslında gelini olan Bahar’ı kandırır, yatağına ister ve alır. Osman’ın film boyunca zulüm ve kaba kuvvet ile istediğini elde ettiğine şahit oluruz. Aynı zamanda daha güçlüler (hükümet) de Osman’dan yana görünmektedir. Osman’ın göründüğü her sahnede diğerlerinden daha yüksekte olması, diğer köylülerin yanında oldukça uzun ve heybetli durması, evinin ve tarlalarının köyün yüksek bir yerinde bulunması ile görsel açıdan da bu güçlü olma hali resmedilir. Osman toprağa, suya ve kadına hakim olandır.

Filmin sonunda Hasan’ın kaybettiklerini almak üzere geri dönmesiyle işler değişir. Hasan’ın yaptıkları aslında adaletin tecellisinden çok; bir cezalandırma ve öç alma durumudur. Karısını geri alır, suyu köylüye verir ve abisinin canını alır. Bu sahnelerde görsel planlarda bu kez Bahar ve Hasan’ı yüksekte, Osman’ı alçakta görürüz.

Hasan’ın ödediği bedelleri düşündüğümüzde aslında Hasan’ın dönüşü ve filmin finali bir kurtuluş veya yeniden başlangıçtan ziyade, olan düzenin yine zulüm (cinayet) yolu ile düzeltilme çabasıdır.

Filme en genel bakışta gücün sahip olmaktan geldiğini görürüz. Geçmişten günümüze kabul edilmiş düzen, en yalın haliyle Susuz Yaz’da anlatılır. Geleneksel tarım toplumunun en temel değerlerinin (su, toprak, kadın) merkeze yerleştirildiği film, görsel açıdan seyirciye sundukları açısından da üstün bir başarı örneğidir.

Türk sinemasının yapıtaşlarından Susuz Yaz, muhakkak izlenmesi gereken bir başyapıt.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir