Rüzgarda Salınan Nilüfer

Çoğunluk filmiyle Venedik Film Festivali’nde adından söz ettiren ve “Geleceğin Aslanı” ödülünü alan Seren Yüce’nin ikinci filmi olan Rüzgarda Salınan Nilüfer‘i ilk olarak Ankara Uluslararası Film Festivali’nde izleme şansı bulmuştum. Başkasinema’da da gösterim alan ve birçok festivalde de ödül toplayan film, seyircisi olduğum Ankara Uluslararası Film Festivali’nde ise en iyi erkek ve en iyi kadın oyuncu ödüllerinin sahibi oldu.

Seren Yüce geçtiğimiz sene Blu Tv yapımı olan ve güçlü oyuncu kadrosuyla büyük sükse uyandıran yapımı Masum dizisiyle CV’sine önemli bir işi ekledi.  Dizi bir yana gerek ilk filmi olan Çoğunluk gerekse son filmi olan Rüzgarda Salınan Nilüfer’le durum sinemasına “Çehov”sal bir stil ile güzel örnekleri seyirciyle buluşturmaya gayret ediyor. Çoğunluk filminde elitistlik bakımından alt tabakada bulunan ve ekonomik anlamda güçlü bir ailenin küçük erkek çocuğu etrafına senaryoyu dokuyan Seren Yüce, bu filmiyle kamerasını modern ve ekonomik yönü bir tabaka üstte bulunan bir ailenin yaşadığı yer yer trajik durumu seyircisine sunuyor.

Filmde ana karakterlerimiz Handan ve Korhan İstanbul’un iyi semtlerinde yaşamlarını sürdüren bir çifttir. Korhan bir iş adamıdır devamlı olarak yeni yatırımlar peşinde koşarken eşi Handan ise maymun iştahlı istekleriyle kendisine yeni meşgaleler edinmeye çalışan bir karakterdir. Devamlı olarak kendisine yeni uğraşlar çıkararak Korhan’dan hem ekonomik hem de manevi olarak destek beklemektedir. En son hayali ise filmde bizlerin hikayeye dahil olmasından 2 sene öncesine kadar dayanan bir cafe açma hayalidir. Bu hayalini ise Korhan’ın kucağına bırakarak, her şeyi ondan beklemektedir. Korhan eşinin bu içi boş heveslerinin farkına varmasının da getirdiği yılgınlıkla, destek olma konusunda bir umursamazlık içerisindedir. Ailenin yakın dostu olan Şermin ve Aykut çifti ise ekonomik anlamda orta direğe daha yakın bir aile çizgisinde. Şermin yazdığı roman ile belli bir üne kavuşmuştur. Filmdeki en derin karakter diyebiliriz. Bu konuda ise ayrı bir parantez açmak gerekirse, Şermin’in yemek masası sahnesinde yaptığı konuşma her ne kadar nitelikli ve edebi anlamda içi dolu olsa da hikayenin dramatik akışında biraz eğreti duruyordu. Öte yandan Handan ise Şermin’in yakaladığı bu ünü kıskanmaktadır. İki ailenin bir araya geldiği her buluşmada gözlerin Şermin’in üzerinde olması kendisine rahatsızlık vermektedir. Handan’ın artık hedefinde yeni bir şeyler yapma hayali oluşmuştur. Bu hayal ise bir arzudan çok kıskançlığın getirdiği roman yazma düşüncesidir. Toplumumuzda aklın önemini yitirdiği ve bayağılığın hakim olduğu bir dönemin yansıması olan “az uğraşla başarıya ulaşma” arketipi filmde Şermin karakteriyle ete kemiğe bürünüyor. Bulunduğu yazarlık girişiminin sonucu hüsranla bitecektir. Çünkü yazarlık kolay bir iş değildir. Filmde Şermin’in bir iç davası yoktur. Fark edilme arzusu içerisindedir. Korhan ise Şermin’in tavırlarından, her yeni hedefinden ve kaprislerinden bıkmasının dışında cinsel yönden de aç birisidir. İnternet ortamında girişimde bulunduğu kaçamakların da sonu birer komik başarısızlık öyküsüne dönüşmüştür.

Seren Yüce’nin şu ana kadar ele aldığı konulara baktığımızda, günümüz toplumumun yaşadığı temel iletişim sorunlarına kamerasını çeviriyor. Rüzgarda Salınan Nilüfer filmi yer yer komedi unsurlarının içerisine serpiştirildiği, provokatif bir film. Bu provokasyon, alışılagelmiş siyasi üstyapılı bir provokasyonun dışında, günümüz postmodern toplumunun tüketim refleksini eleştiren, “dramatik komedi” türünde bir film. Bu eleştirinin film içerisindeki en önemli kaynaklarından birisi de evlerde kullanılan cep telefonları, tabletler, televizyon gibi aletlerin sahnelerde karakterler arası diyalogları sıfıra indirmesi. Film bir nevi sosyal çevre yargıçlığını yalın ve minimalist bir dille bizlere sunuyor. Tüketime dayalı bir ailenin ruhi olarak boşluğunu Korhan ve Handan çiftinde gördüğümüz kadar, edebiyatla uğraşan ve kitap yazan Şermin ile de pozitivist ve romantik bir karakteri görüyoruz. Filmin dramatik akışında beklenmedik sürprizlerle de karşılaşıyoruz. Seyirci hikayeden uzaklaşmak üzereyken hamle niteliğinde seyirciyi tekrar yakalayan sürprizler bunlar.

Seren Yüce gerek ilk filminde gerekse son filminde teknik olarak kamera hareketlerinden kaçınan bir yönetmen. Kuşkusuz sinemada görüntünün gücü yadsınamaz bir gerçek. Filmin kamera hareketleri ve sinematografi açısından üst seviyelerde gezindiğini söyleyemeyiz. Tabi bu anlatımın sadeliğini koruması açısından yönetmenin kişisel tercihi de olabilir. Yetkinliğini kavramak açısından sonraki projelerinde bunu daha yerinde analiz edebiliriz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir