Özgürlük Yürüyüşü

 ‘One dream can change the world’

Özgürlük Yürüyüşü, ABD’deki Oy Hakkı Yasası ile ilgili 1965 yılı Selma-Montgomery protesto yürüyüşlerini anlatan bir yapım.

Siyahi-beyaz ayrımcılığı ABD’nin güneyinde iyice ayyuka çıkmıştır. Yasal hakları olmasına rağmen, siyahi vatandaşlar oy verememektedirler. Başvuru formları bile göz ardı edilmekte, kabul olunmaması için görevliler tarafından bin bir mazeret uydurulmaktadır. Sadece belediye binasından içeri girmeleri bile beyaz vatandaşlar tarafından hor gören bakışlar fırlatılmasına sebep olmakta, yaşanan husumetler gittikçe artmaktadır. Tüm bu sebepler yüzünden özellikle siyahi toplumunda yaşanan gerginlik ve cinayet vakaları artmış, güvenlik çok ciddi bir sorun haline gelmiştir.

Martin Luther King Jr, siyahi vatandaşların oy vermeleri ile ilgili yurttaşlık yasalarının yeniden düzenlenmesi, başvuruda bulunan vatandaşlara yasal olmayan yollarla keyfi olarak engel olunmaması ve pek tabi ki haklarının güvence altına alınması ile ilgili yeni yasal düzenlemeleri, dönemin başkanı Lyndon B. Johnson ile görüşmek üzere Beyaz Saray’a gider. King’in görüşlerini önemseyen ve olayları kontrol altında tutabilmek için de onu kendi safında tutmayı tercih eden Johnson, ona katılmakla birlikte bu yasal düzenlemenin henüz zamanının gelmediğini, başka işlerle ilgili yapması gereken daha önemli şeyler olduğunu söyler. Oysaki King’e göre olaylar çığırından çıkmıştır. Bir ulusun hem demokrasiden dem vurup hem de kendi vatandaşlarının kendi kaderlerini tayin etmesine izin vermeyerek ırkçı bir yaklaşım sergilemesi,  yasal hakları olmasına rağmen kendilerini temsil edenleri seçememesi ve bu yüzden patlak veren şiddetin artarak devam etmesine göz yumulmaması gerektiğini düşünmektedir.

Özgürlük Yürüyüşü 2

Filmin devamında, bu soruna çözüm getirebilmek amacıyla yapılan protesto yürüyüşlerine katılmak üzere King ve diğer SCLC (The Southern Christian Leadership Conference/ Güney Hristiyan Liderlik Konferansı) aktivistleri Selma’ya giderler. Yapılan ilk protesto yürüyüşü oldukça kanlı biter ve olaylar TV’den canlı yayınlandığı için birçok beyaz Amerikan vatandaşının da ilgisini çekmeye başarır. İkinci yürüyüş için hazırlıklar devam ederken protestocuların sayısı oldukça artar. Sadece siyahi vatandaşlarla sınırlı kalmayan bu protesto birçok duyarlı beyaz vatandaşı da (rahibeler, papazlar, aktivistler) arasında barındırır.

Tüm bu yaşananlar ve yapılan protesto yürüyüşleri neticesinde, başkan Johnson 1965 yılında Oy Hakkı Yasası’nı çıkarmış ve tüm yurttaşların eşit şekilde oy vermesini engelleyecek düzenlemeleri ortadan kaldırtarak, karışıklıklara son vermiştir. Bu kazanımların elde edilmesinde şiddetsiz direniş felsefesini ilke edinmiş Martin Luther King Jr ve yoldaşlarının katkısı çok büyüktür şüphesiz.

Amerika Birleşik Devletleri’nde yıllar boyu yaşanmış (hala da yaşanmaya devam eden) siyahi ve beyaz ırkçılığını anlatan yapımlardan sadece birisi Özgürlük Yürüyüşü. Filmin yönetmeni Ava DuVernay, küçüklüğünde Montgomery ve Selma arasındaki bir köyde ailesi ile geçirdiği zamanlardan aldığı ilham ve biriktirdiği anılar neticesinde bu filmi yapmaya karar vermiş. Kendisine uluslararası alanda ün kazandıracak bir yapım olduğu kesin. Filmin görüntü yönetmeni ise ABD’nin bağımsız film festivali Sundance’te sinematografi dalında iki defa ödül kazanmış Bradford Young.

Siyahi-beyaz ayrımcılığının konu olduğu birçok filmde görmeye aşina olduğumuz Oprah Winfrey, ABD başkanı Johnson rolünde Tom Wilkinson, Martin Luther King’in ilham verici konuşmalarını başarıyla perdeye taşımış olan İngiliz oyuncu David Oyelowo, King’in eşi rolünde Carmen Ejogo ve Alabama’nın ırkçı valisini canlandıran yetenekli oyuncu Tim Roth filmin önde gelen simaları.

Film, başkan Johnson ve King arasındaki ilişkiyi tam olarak yansıtmadığı düşüncesiyle bazı eleştiriler almış.  SCLC üyelerinden ve 1960’lardaki yurttaşlık hareketleri mücadelelerinde bulunmuş Andrew Young, bu konu ile ilgili filmde sorgulayabileceği tek noktanın Johnson ve King arasındaki ilişki olabileceğini onun dışındaki tüm olaylarının yaşananlarla birebir örtüştüğünü vurgulamıştır. Bu arada zamanında oy kullanma hakkı bile olmayan Andrew daha sonrasında kongre üyeliği, Birleşmiş Milletler ABD elçisi ve Atlanta belediye başkanlığı gibi görevlerde bulunup, ülkesi için yararlı birçok hizmet vermiş.

Geçmişte yaşanmış olaylardan yola çıkılarak yapılan filmlerin hem avantajı hem dezavantajı var diyebiliriz aslında. Hikayenin ne olduğu bellidir ve söylemek istedikleriniz aslında kafanızdadır. Ancak yaşananlara uygunluk ve taraflı bir bakış açısı edinip edinmemek takılacağınız handikaplardan bazıları olabilir.

Özgürlük Yürüyüşü, 2015 Akademi ödüllerinde en iyi film ve en iyi şarkı dallarında aday gösterildi. En iyi film kategorisinde ödül alacak kadar etkileyici bir yapım olmasa da, film müzikleri ile kesinlikle adından söz ettiriyor. Öyle ki, en iyi şarkı kategorisinde ‘Glory’ ile Akademi ödülünü kazandı.

Irkçılık günümüzde birçoğumuz için anlam veremediğimiz ve kesinlikle karşı durduğumuz bir kavram olsa da aslından geçmişten beri süregelen bir olgu ve problem. Bugün dünyanın birçok bölgesinde bu sorunla karşı karşıyayız. Belki ABD örneğinde olduğu gibi bazı temel vatandaşlık hareketlerini bile layık görmeyen bir anlayış kadar sert ve tutucu olmasa da çeşitli şekillerde var olmaya devam ediyor. İnsanların ten renklerinin sorun olmadığı bazı toplumlarda ise din ve inanç karşıtlığı gibi konular ayrımcılığa yol açıyor.

İnsanoğlu belki var olduğundan beri bir şeyleri elde etmek için hep mücadele etmiş. Medeni bir hayat yaşadığımızı düşündüğümüz şu son yüzyılda bile dünyanın birçok yerinde ifade özgürlüğü, inanç özgürlüğü, iş güvenliği, herkese eşit iş güvencesi gibi yaşamımızın önemli bölümünü oluşturan konularda bile hala mücadele etmeden bazı kazanımlar elde edemiyoruz.

Uzun sözün kısası, Selma’yı izleyin derim. Tarihte yaşanmış ve şimdi utançla dönüp baktığımız bir mücadele sonucu elde edilmiş önemli bir kazanımı anlatıyor. Bundan yola çıkarak aslında önce yaşadığımız dünyayı sorguluyor daha sonra kendi içinde bulunduğumuz topluma dönüp bir bakıyoruz. O yüzden sadece ABD değil aslında insanoğlunun dünya üzerindeki problemlerinden birine değinmiş bu tür yapımların daha çok olmasını isterim. Beğeniriz, beğenmeyiz veya eleştiririz o ayrı ama en azından o konu ile ilgili sorgular, araştırır ve öğrenmeye başlarız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir