Oscar-Toto: Film Sahibine Göre Kişner

Geçen yıl 11, 10 ve 7 orandan kademeli olarak Moonlight bahsi alan biri olarak, efsanevi “this is not a joke” repliğinden, herkesten çok keyif aldığımı itiraf etmem gerekir. Bir haftalığına zengin, bir yıldır da zeki hissettiren o seçimleri, ilk yılın acemiliğiyle, Oscar-Toto’muzda “no bet”lerle geçiştirmiştik lâkin bu yıl daha yüksek sesle seçimlerimizi dile getirecek, hep birlikte yeni kazançlara yelken açacağız. Seçimlere geçmeden hemen belirtelim, maksadımız muhabbet olsun, Oscar’ın etinden, sütünden faydalanalım; fazlası değil. Ve bu tavsiyeler “Almanya’da kuzeni” olanlar için; mademki karar vericiler, yasaklanması yasak olması gereken bir sektörü yasakladılar, biz de “iyi yurttaşlar” olarak kurallara riayet ediyor ve yasaların dışına çıkmıyoruz. Bizim gibi, Avrupa’daki kuzeninizden rica edip bu bahisleri alabilirsiniz.

En İyi Film

İki yıl önce 1.60 ile yarışa favori başlayan ve sonradan sürpriz konuma geçen Big Short, 4 kattan başlayıp 2.00 sularına gelen Spotlight’a; geçen yıl da, 1.10 orana sabitlenen La La Land, 10 katlık plase Moonlight’a ödülü kaptırdı. Her iki yılda da kazananları favori konumda değilken alan biri olarak, bu yıl da, 2.75 ile yarışa başlayan Three Billboards outside Ebbing, Missouri’yi erkenden aldım. En İyi Film kategorisinde, Lady Bird ve Get Out gibi garabetler, The Post ve Phantom Thread gibi tavşan doğuran dağlar, Darkest Hour gibi kasıntı eserler kafadan pist dışında kalınca, iki başlı bir yarış ortaya çıktı; ringin bir tarafında hem yarışın hem de yılın en iyilerinden Three Billboards, diğer tarafında hem yarışın hem yılın en overrated filmlerinden, üçkâğıtçılık abidesi The Shape of Water var. Açılışta ibre, nihayet masalsılıktan Karadeniz fıkrasılığına evrilen del Toro’dan yanaydı ama BAFTA sonrası, 1.60’lık The Shape of Water 2.50’ye yükselirken, 2.75’lik Three Billboards 1.80’e düştü; bu gelişme, bayrakları sandıktan çıkartmamıza neden olsa da, henüz kesinleşmiş bir şey yok, sessizce beklemedeyiz. 2.75’e yetişemeyenler, 1.80’e razıysa, Three Billboards’ı rahatlıkla alabilir. Gönül ister ki, Dunkirk, hem de 41 kattan gelsin ama uçuşa geçeceğimiz kategori burası değil.

Karar: Three Billboards outside Ebbing, Missouri – 1.83

En İyi Yönetmen

Mide bulandırıcı bir kategori burası; geçen yıl 1.04 orana sahip Damien “Şaklaban” Chazelle, nasıl rahatça ödüle uzandıysa, bu yıl da, “kendinizi övmekte Selda Bağcan gibi olun” mottosuna sahip, overrated’lar şahı, 1.10’luk Guillermo del Toro heykelciği kucaklayacak gibi duruyor. Hoş, Lady Bird ve Get Out gibi yüz kızartıcı filmler çektikleri için esefle kınanması gereken Greta Gerwig ve Jordan Peele’nin veya kariyerinin en kötü senaryosuyla “gelişim psikolojisine giriş” dersi veren Paul Thomas Anderson’ın olduğu yerde del Toro’nun ödül almasına üzülmenin biraz komik kaçacağını da kabul etmek lazım. İki yıl önce 2.50’den Inarritu kopup geldiğinden beri kapalı kategori statüsüne dönüşen bu yerde, favoriyi simitçi kuponlarına bırakıp, plaseye, Oscar’ı 3-4 film önce alması gereken ve diğer adayların toplamından da iyi bir yönetmen performansı ortaya koyan Christopher Nolan abimize yöneliyor, gönlümüzden kopan birimi kendisine yatırıyoruz. 100 liramızı 110 lira yapmak için Guillermo del Toro’ya dilenecek kadar düşmedik henüz, atın ölümü Nolan’dan olsun.

Karar: Christopher Nolan – 8.00

En İyi Erkek ve Kadın Oyuncu

Son yıllarda en az sürprizin gerçekleştiği kategoriler, oyunculara ait olanlar. Kazananların aylar öncesinden ödül konuşmalarını hazırladığı, acaba ne giysem dışında bir kaygının yaşanmadığı, heyecansız ve ekmek yedirmeyen bir alan. Bu yıl da, Gary Oldman ve Frances McDormand, 5 boy farkla son 50 metreye girdiler ve en ufak bir tehdit yok. Oldman, ancak Brezilya- Filipinler maçında görebileceğimiz 1.03, McDormand ise simitçi kuponlarında değerlendirilecek 1.12 oranına sahip olsa da; “illa bir gün sürpriz çıkacak, neden bugün olmasın” diyerek yüksek oran kovalayacağız. İlk sürprizimiz, erkek oyuncu kategorisinden, 26 katlık, Daniel Kibir-Lewis. Upuzun aralıklarla film çekmesine rağmen her işinden sonra “yeter yoruldum” diyerek ağlayan ve nihayet emekliliğini ilan eden -herkes geri döneceğini biliyor tabii-, boş zamanlarında ayakkabıcılık yapan bu abimize bir veda busesi vermek isteyenlerin sayısı düşündüğümüzden fazla olabilir. Bir sürpriz olacaksa, bunu gerçekleştiren ismin Daniel Day-Lewis olması, hem Timothee Chalamet şımarığından, hem deri renginin ekmeğini ilk defa yiyen Daniel Kaluya’dan daha mantıklı ve herkes için kabul edilebilir olacaktır. Aşiret oyları ve mühürsüz zarflarla buranın gediklisi haline gelen Denzel Washington’ın çayını kahvesini eksik etmemek ise yeterli olacaktır.

Kadın kategorisinde, tüm kalbimizle McDormand’ı destekliyoruz ama paramızı böyle değersiz bir orana yatıracak kadar acemi de değiliz. Sıradanlıktan ölen ve pozitif ayrımcılık olmasa semte ayak dâhi basamayacak olan Lady Bird’ün, en az filmin kendisi kadar vasat oyuncusu Saoirse Ronan’ı ve bir ara Tonya’nın 15 yaşındaki halini canlandıracak kadar şuursuzlaşan, “beni sadece güzelliğimle anmayın” demek için kırk takla atan Margot Robbie’yi, yüksek oranlara rağmen es geçiyoruz. The Shape of Water karşıtlığımızdan ötürü elimiz Sally Hawkins’e de gitmeyeceğine göre, geriye tek seçenek kalıyor: MerylDemirbaş” Streep. Kendisini onyüzbinmilyon kez aday yapan lobisine güvenerek, ancak üç bacaklı ata verilen 67 katlık orana dümen kırıyoruz efendim. Bu iki kategorideki tercihlerimizin biri bile gelse, geri kalan her kategoride yanılmaya razıyız zaten.

Karar: Daniel Day-Lewis – 26.00

               Meryl Streep – 67.00

En İyi Yardımcı Erkek ve Kadın Oyuncu

Hiçbir maçını izlemeden yıllarca HJK Helsinki’lere, Alianza Lima’ları kuponlarımda ağırladığımdan, izlemediğim filmler barındıran kategorilere de bahis almaktan korkacak değilim elbette; Alison Janney’in 1.15 ile favori olduğu kadınlar kategorisinde, gözümü kapatarak, “bakın, görüyorsunuz” netliğiyle seçimimi yapıyorum: Lesley Manville. PTA’nın Freudyen okumaları için rezil rüsva ettiği Manville elbette kazanamaz ama bazen böyle saçmalıklara meyletmek tüm gerginliği alabiliyor. “1 lira değil mi canım” bahsine kendisini hemen yazıyoruz.

Erkekler kategorisinde ise durum net, Sam Rockwell, hak ettiği ödüle çok yakın; oranı ise 1.12. Düşük oranları pas geçme prensibimizden ötürü maalesef Rockwell’i yazamıyoruz; bu nedenle, bizi üzmeyecek tek isme, küçük bir miktar atıyoruz: Woody Harrelson. Eh, Willem Dafoe de iyi bir seçim olabilir ama 41 kat varken 6’ya tenezzül edecek kadar kanaatkâr olmamak lazım. Ödülü Rockwell ve Janney alacak almasına ama heyecan yaşamak için oranlar ideal.

Karar: Lesley Manville – 26.00

              Woody Harrelson – 41.00

En İyi Orijinal ve Uyarlama Senaryo

Hayranlarının yere göğe sığdıramadığı, adını duymaya bile tahammül edemeyecek kadar maruz kaldığımız ve diyalektiğin doğası gereği, kısa sürede kendi karşı kutbunu yaratan Call Me by Your Name, uyarlama kategorisinde ağır favori; hatta bütün kategoriler içerisinde, Gary Oldman’dan sonra en düşük orana sahip aday. Filmi izlemeden kendisinden nefret etmek zorunda kalanlardan olduğum için, yüksek orana sahip olsa bile elimin gitmeyeceği “ismi lazım değil”i pas geçip, gönlümüzün sultanına yöneliyoruz: Logan. Çizgi roman dünyasının yüz aklarından olan bu leziz filmin ödül alma ihtimali elbette yok ama insanın Logan’a Oscar bahsi yapabilmesi bile, üstelik senaryo dalında, çok güzel şey. Hem de 50 kattan.

Orijinal senaryo ise, uyarlamanın aksine, oransal açıdan en çekişmeli yer. İlk gün 4.50’den aldığımız, senaryo harikası Three Billboards, 2.50’ye düşünce, üç başlı ve çetin bir yarış başladı. Yiğidimiz aslanımız Three Billboards, ne idiği belirsiz, torpilli 2.25’lik Get Out ve kurduğu dünyayı finalinde yıkacak kadar şuursuz, klişeler yumağı 4.30’luk Lady Bird’ten hangisinin heykele ulaşacağı büyük merak konusu. Akademi’nin aklı başında bir topluluk olmadığının farkındayım ama nedense, en azından bu kategoride, doğru filmi seçeceklerine dair büyük bir inanç besliyorum. Öte yandan, Three Billboards varken, silinip gidecek, politik doğruculuk hastalığının yan etkisi filmlere senaryo ödülü vermemek dünyanın en basit seçimi gibi görünse de, “Akademi sonuçta” demekten de kendimi geri alamıyorum. Biz yine de doğru ata paramızı yatıralım, günah bizden çıksın.

Karar: Three Billbards outside Ebbing, Missouri – 2.50

Yabancı Dilde En İyi Film

9 filmlik kısa listede yer almasına rağmen son anda yarış dışı kalan Fatih Akın’ın kendi kendini çürüten filmi In the Fade sayesinde üzerine etraflıca düşünme şansı elde ettiğimiz Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinin iki favorisi var: Gloria (2013) faciası nedeniyle, festivalde görür görmez adının üstünü çizdiğim Sebastian Lelio’nun filmi A Fantastic Woman ve Altın Palmiyeli, yılın en iyi işlerinden The Square. Tuhaf şekilde, ilkinin 1.60, ikincisinin 2.75 oranı var ve ilk günden beri durum değişmedi. Geçen yıl The Salesman karşısında Toni Erdmann’ın nasıl ve neden favori olduğunu anlayamamıştım, bu yıl da A Fantastic Woman’ın neden ve nasıl favori olduğunu kavrayamıyorum ama bu durumdan şikâyetçi de değilim; yoksa The Square’i böyle bir orandan nasıl alacaktık ki! Yarışın diğer adayları ise pistten çıkıp çay kahve molası vermişler; Loveless 13, Insult 17, On Body and Soul ise 34 orana sahip ve son ikisinin kazanma ihtimali, Michael Bay’in iyi film çekme ihtimalinden bile düşük. Fazla düşünmeden The Square’a basıp geçmek lazım diyenlerdenim ama yükselen Rusya karşıtlığının görece muhalif Zvyagintsev’e heykel olarak dönebilme ihtimalinden de çekiniyorum, bu nedenle Loveless’a ufak bir miktar atarak kardan zarar etmeyi göze alabiliriz.

Karar: The Square – 2.75 (9 birim)

               Loveless – 13.00 (1 birim)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir