Oscar En İyi Film Kategorisi

Kurmaca Gerçeğe Karşı: En İyi Film Kategorisi

Oscar töreninin en ağır topu kuşkusuz “en iyi film” kategorisidir, Oscar’ı almasa bile bir filmin bu kategoride yer alması önemli bir payedir. Her yıl olduğu gibi bu yıl da, en iyi film kategorisi benzer eğilimlerle şekillenmiş bir film topluluğundan oluşuyor; “gerçek hayat gururla sunar” mottosuna sahip Selma, The Theory of Everything, The Imitation Game ve American Sniper ile gerçeğin ta kendisi olmayı amaçlayan Boyhood’un oluşturduğu takımla, “kurmaca candır”ı şiar edinen Birdman, Whiplash ve Grand Budapest Hotel’in oluşturduğu takım arasında geçecek bir mücadele bekliyor bizleri. Oscar sürecinde bitmek bilmeyen kırmızı halı kısmı ve Neil Patrick Harris’in vıcık esprileri nedeniyle yeterince sıkılacağınızdan uzun uzadıya anlatıp ön sıkılma yaratmaya gerek yok; bir de Oscar bu, sabun köpüğünden ötesi değil, işin eğlence kısmında kalıp filmlere ufakça bir değinmek lazım.

 American Sniper’dan başlayarak gerçekçi tayfayı ele alalım. American Sniper bildiğiniz Oscar avcısı, oyunu kirli oynamaya baştan hazır ve görüp yükselten cinsten bir eser. Milliyetçilikse milliyetçilik, militarizmse militarizm; ne lazımsa o var American Sniper’da. İdeolojisi leş deyip kestirip atamıyoruz çünkü sinemasal anlamda da yetersiz. Akademi’nin American Sniper garabetine ödülü vermeyecek kadar sağduyulu olduğunu varsaydığımızdan,  aldığı adaylıkları ve Argo türevlerini unutuyoruz elbette, içimiz rahat; en kötüye sayıp içimizi döktüğümüzden bu faslı pas geçebiliriz artık.

The Theory of Everything ile Selma’ya tek bir paragraf, cümle ya da kelime yeteceğinden “olmaz olsun böyle gerçeklik” diyerek bu kısmı da pas geçip The Imitation Game’e bakıyoruz: 404 Not Found! Bunu da unutup grubun favorisi ve en iyisi olan Boyhood’a odaklanıyoruz. Malum, şu an dinmiş olsa da bir ara modaydı Boyhood’a vurmak, olası bir zafer sonrası tekrar zirveye çıkacağından hemen araya sıkıştıralım: Boyhood taş gibi film! Gösterişten uzak, hayatın ta kendisi olmayı başaran muazzam bir sinema deneyimini emek ve ödül düzlemine indirgeyip nefretle doldurmayın kalbinizi; sırtınızı yaslayıp rahat rahat Boyhood’un zirve yolculuğunu izleyin; böyle filmlerin kıymetini bilmek lazım sonuçta.

İkinci gruba geçtiğimizde karşı gruptaki filmlerden daha iyi bir üçlüyle karşılaşıyoruz, tabi ki Boyhood hariç canım, bunlardan Whiplash’i “dur bi allasen” deyip aradan çıkarttıktan sonra hemen Grand Budapest Hotel’e bakıyoruz. Film ve Anderson gerçekten iyilerdi ama biraz eskidiler galiba, Anderson’un şirin dünyası hafiften baymaya başladığından ve 3-5 yıl öncenin filmi mi acaba diye düşündürtecek kadar erken gösterildiğinden arkasındaki rüzgarı yitiren Grand Budapest Hotel’in şansı oldukça az fakat yüksek ganyan arayanlar için ideal bir film, son düzlükte dış kulvardan yapacağı bir atağın ödülle sonuçlanmayacağını kimse garanti edemez.

Ve sıra Boyhood’un tek rakibi olan Bridman’de. Malumunuz Inarritu pek popüler bu sıralar, kesişen hayatlardan kurtulması ve Birdman gibi sağlam bir filmle dönmesi “celebrity boy” olmasına yetmiş anlaşılan. Birdman bu rüzgârla Oscar’a uzanır mı bilinmez ama almasa da “Birdman varken Boyhood’a ödül verenin” diye başlayan cümlelere kaynaklık edeceğinden gönüllerin Oscar’ını şimdiden aldı diyebiliriz.

Dediğimiz gibi lafı uzatmaya gerek yok, Oscar alsın almasın, iyi film iyi filmdir. Nasıl Kubrick Oscar almadı diye Kubrickliğinden bir şey kaybetmediyse ya da Argo Oscar’a uzandı diye iyi film olmadıysa bu tören de hiçbir haltı değiştirmeyecek. Birileri ödül alacak diye kendinizden geçmeyin, sevmediğiniz kişiler taltiflendirildi diye de karalar bağlamayın; abartmaya gerek yok, Oscar bu. Boyhood’un favori, Bridman’ın plase, Grand Budapest Hotel’in sürpriz olduğu bu yarışta üçünden hangisi ipi göğüslerse göğüslesin sevinenlerden olacaklara ise selam olsun!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir