Leon

Bazen küçük bir çocuğu korumak hayatın anlamı olur. Bazen insanlar size sadece bir katil olarak bakarken bir çocuğun hayatının anlamı olabilirsiniz. Bazen hem çocuk kurtulur, hem siz.

Bu zamana kadar defalarca izlenmiş, defalarca yazılmış ve defalarca üzerine methiyeler düzülmüş bir yapım Leon. Ülkemizde Sevginin Gücü olarak adlandırılsa da herkesin bildiği ismiyle; Leon. Sting’in unutulmaz ‘Shape of My Heart’ şarkısı bile önce Leon’un film müziği olarak hatırlatıyor kendisini. Ne zaman duysam aklıma ilk Sting değil Leon gelir. Kalplere işleyen oyunculuklar, başarıyla kullanılmış mekanlar, film kadar bilinen film müziği, umut vadeden bir yönetmen. Hepsinin birleşimiyle oluşan, defalarca izlense bıkılmayacak yapım Leon.

Tek işi öldürmek olan ve bunu da profesyonelce yapan bir adam 12 yaşındaki bir kızı ölümden kurtardığında işler biraz karışır. Kimsesiz kalmış 12 yaşındaki kız çocuğu Mathilda ve zaten kimsesiz olan Leon’un hayatları artık kesişmiştir. Mathilda, Leon’un yanında yaşamaya başlar. Onunla yaşadıkça yalnız adamın yaşayışına alışır. Tabi bu arada Leon da hiç beklemediği bu uzun vadeli misafiri zoraki de olsa hayatına sokar. Birbirlerine fazlasıyla alışırlar. Öyle ki Leon, Mathilda’ya yaptığı işin, yani öldürmenin detaylarını anlatacak kadar yakınlaşırlar. Hayatındaki büyük boşluğu dolduran Mathilda için, Leon artık her şeyi göze almaya hazırdır.

1994 yapımı film, hem Luc Besson için hem de Jean Reno için önemli bir yapımdır. Çünkü bana göre bu film ikisinin de en iyi filmidir. Jean Reno önemli sayılabilecek birçok yapımda yer alsa da, aslında hep Leon’daki karizmasını kullandı ve hiçbir rolünde de (ki rol aldığı filmleri izlemekten keyif alan birisi olarak söylüyorum) o kadar başarılı olamadı. Luc Besson ise başta Fransızlar olmak üzere tüm sinema severlerin umutla baktığı bir yönetmendi. Ancak Leon’dan sonra yönetmenlik anlamında pek üretken olamadı. Ah be Luc, dedirtecek kadar hayal kırıklıkları ile dolu bir filmografi oluşturdu. Oysa şu an izlediğimiz birçok yapımın yönetmen koltuğunda o olsa nasıl bir film izlerdik diye kendi kendime sormadan edemiyorum. Filmin diğer başrol oyuncusu ise 12 yaşındaki Natalie Portman. Onun için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Hatta tam tersi Leon, Natalie Portman için olabilecek en iyi başlangıçtı ve kendini sonrasında da göstermeyi bildi. Star Wars serisi, V for Vendetta ve Black Swan. Öyle ki, Black Swan filmindeki muhteşem oyunculuğuyla sonuna kadar hak ederek Oscar’a da uzandı.

Ayrı bir parantez de Gary Oldman’a açmak gerekir. İçinde bulunduğu her filme bir kimlik kazandırdığını söylemeliyim. Hangi projede yer alırsa alsın kendisi olmaktan çıkıp hayat verdiği karaktere bürünebilmeyi kusursuza yakın başarabilen oyunculardan. Kötü polisi de, iyi polisi de, kötü zannedilen iyi vaftiz babayı da, köstebek avına çıkan bir casusu da oynasa bu rollerin her birisine, izleyiciye kendisini unutturacak şekilde bürünebiliyor. Motor dendikten sonra Gary Oldman yok oluyor ve hayat verdiği karakter elle tutulur, canlı kanlı bir varlığa dönüşüyor. Uzun ömürlü ve bol filmli bir hayat dilediğim oyunculardan.

Leon, 12 yaşındaki bir çocukla, bir kiralık katilin birbirlerine karşı hissettikleri duyguları anlatan unutulmaz bir yapım. 12 yaşında bir kızla babası yaşında bir adam arasında nasıl aşk yaşanır diye eleştirip filmi tefe koyan eleştirmenlere karşın aralarındaki bağı ister aşk, ister dostluk, ister baba kız ilişkisi olarak adlandırın pek fark etmez. Leon ile Mathilda, yani filmin kahramanlarının ikisi de aslında birer çocuk. Leon’un da tek yaptığı bir çocuğu ölümden kurtarmak. Taşlanmayı gerektirmeyen bir ilişkileri olduğu kesin. Hala izlemediyseniz izleyin ve siz karar verin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir