La Novia Ensangrentada

Kanlı Gelin – Patriarkiden Alınan İntikam

Vicente Aranda’nın Kanlı Gelin’i (kendi çevirim) İspanya’nın klasik kısa hikayesi olan Carmilla altmetinine dayanır. İlk sahneden itibaren oluşan gerilim; bir istismar filmi ile edebi bir eserin arasında gidip gelir. Filmi özetlersek;  çiçeği burnunda gelin Susan’ın kocasıyla olan balayında yaşadığı gerilimi ve bu gerilimin zamanla Carmilla’nın da müdahil olmasıyla kocasını ve erkekleri hedef alan bir intikam filmine dönüşmesidir.

Carmilla, 19. Yüzyılda, günümüzde klasik kabul edilen Dracula’dan önce yazılmış, bir kadın vampir hikayesidir. Carmilla, genellikle kadınları cinsel olarak tahrik eden ve kadını, cinsel bastırılmışlık duygusundan kurtarıp lezbiyen bir ilişkiye zorlayan bir kadındir. Bu kadının özelliği; bir erkek kadın ilişkisinden öte, kadın kadına cinsel ilişkiyi ve birlikteliğini savunmasıdır.

Kanlı Gelin’i daha önceki Carmila adaptasyonlarından ayıran ise; günümüzdeki seks, evlilik, tecavüz gibi olguları da erkeğin değil kadının çektiği acıdan ve daha sonraki delilik aşamasını da kadın eşcinselliğini, patriarkinin baskılarına karşı bir tehdit olarak kullanmasıdır. Kanlı Gelin, evliliği ve cinselliği adeta maskülen bir cinsel birleşme olarak okur ve bunu  bir erkek cinselliği olarak kabul edip itiraz eder.

Patriarkiyi reddeden bir kadın Mircalla

Susan’ı ilk kez, arabada, eşiyle birlikte balayını geçirecekleri malikaneye gelirken görürüz. Susan gelinliği içinde mahzun bir yüz ifadesiyle oturmaktadır. Susan, odasına girdiği ilk anda,  gelinlik elbisesinin aynadaki yansımasını izler. Balayında kaldıkları odasında ve yatağında mesafelidir. Belli olmayan bir huzursuzluk ifadesi vardır yüzünde. Bunun yanısıra kocasının (isimsiz film boyunca) dolaptan yüzünde çorapla fırlaması Susan’ı daha rahatsız eder. Balayı gecesi, Susan, rüyasında o gece bir tecavüze uğradığını görür ve o an, kocası, ilk geceyi sağ atlattın der. Susan,  evlilik gecesi yaşadığı cinsel birliktelikle eş zamanlı çelişen duygularının (ambievalence) olduğunu fark eder. Susan’ın cinselliğe karşı bir duruşu olduğunu görürüz. Susan’ın kocasının, yer yer tedirgin, yer yer panik bir karakteri vardır.  Onun karakterindeki bu düzensizlik, Susan’ı seksüel bir şekilde bastırmasıyla ilişkindir. Cinsel isteğin yükseldiği anlardan birinde; Susan’ı saçından tutarak yerde sürükler. Susan’ın acı çektiği bellidir. Susan ile kocası arasındaki ilişki; kadın ile erkek arasındaki ilişki, mutlu eş profilinden uzaklaşmaya başlar.

Bu yaklaşım, modern anlamdaki evliliğin mutlu bir cinsel birliktelik olmasına karşı çıkmaktadır. Günümüzde, daha çok evliliğin, zorunlu bir birliktelik olduğu ve yasalarla dikte edildiği görüşü hakimdir.  Aranda’nın 1970’lerde çektiği bu filmde ise, evliliğin maskülen, patriakinin kurduğu değerler üzerine temellenen bir kavram olduğu savunusu vardır. Aranda, bu kavramı incelerken, feminist bir yöntemden uzaklaşarak, Susan’ın cinsel özgürlüğünün engellendiğini anlatarak, cinsel birleşme hakkında bir bildirimde bulunur. Burada, Freudyen bir aktarım üzerinde düşünülmesinde fayda vardır. Freud, hasta ile psikolog arasındaki direnç olarak gördüğü bu yöntemin, daha sonra derinleştirerek hastanın terapisti idealize ettiğini görür. Bu idealize etme hali, terapisti bir baba figürü ya da bir aile büyüğü yerine koymakla da eşdeğerdir. Susan aynı şekilde Mircalla’yı kendi benliğinde bir figür olarak görecektir. Kaderlerinin benzemesinden öte Susan Mircalla’yı idealize etmektedir. Bu idealize etme hali ise, onu özgürleştirecek şey olarak görünür.

Susan, rüyalarında Carmilla’nın belirmesiyle, rüyalarıyla gerçekleri birbirine karıştırmaya başlar. Öyle rüyalar görür ki; artık o rüyalar Susan’ın hayatını etkilemeye ve değiştirmeye başlar. Susan’ın Mircalla’yı idealize etme süreci; Malikaneyi keşfi sırasında, ailenin erkek portrelerini görmesiyle başlar. Susan kadın portrelerinin niye olmadığını kocasına sorduğunda ise ailenin kadın portrelerinin mahzende tutulduğu cevabını alır. Hatta bu kadının zina işlediği de eklenir ve kocalarından birini öldürdüğü anlatılır. Bu kadının adı Mircalla Karstein’dir. Mircalla Karstein, Carmilla’nın takma adlarından biridir. Aile tarihinde kara bir yeri olan Mircalla’nın resmi yüzü kesilip çıkarılmış olarak saklanmıştır. Yüzyıllar önce Mircalla evlilik gecesi kocasını öldürür çünkü kocasına konuşulamayacak bir şey yapmaya kalkışmıştır. Suçun aile bireyleri tarafından fark edilmesi üzerine Mircalla öldürülür. Mircalla kalenin mahzenine gömülür. Mircalla’nın ölümü Carmila’yı doğuracaktır. Baskın olan erkek cinselliğini reddeden Carmilla, maskülen ailenin huzurunu bozmuş ve patriarkinin sahiplendiği evlilik kurumuna (ya da güvenli ve legal cinsel ilişkiye ve tek eşliliğe) tehdit oluşturmuştur. O yüzden katli vaciptir.

Eşcinselliğinin tesisi için erkeği terörize eden bir figür: Carmilla

Susan bu hikayeden sonra Mircalla (Carmilla)’yı düşlemeye başlar. Susan, Carmilla’nın bir şekilde vermesiyle yatağında bir bıçak bulur. Bu bıçakla, rüyasında Mircallayla beraber, kocasını yatakta öldürürler. Bu öldürme sadece Susan’ın kaderini belirlemez aynı zamanda onu Carmilla’ya yaklaştırır. Carmilla’nın kocasını öldürmeye çalışması, sadece kocasına bir başkaldırı olarak görülmemeli. Erkeğin evliliğin güvenli bir cinsel birleşme yeri olarak görülmesine de karşı gerçekleşir. Bu yüzdendir ki kocası Susan’ın sağlığından endişelenip bir doktor çağırır. Doktor teşhisinde Susan’ın bilinçaltında kalmış bir nefretten söz eder. Doktor’un hastalığı teşhisi toplum tarafından bastırılması gereken kadın cinselliğini bilinçaltında kalmış bir nefret olarak söz ediyor. Susan’ın cinsel olarak kendini özgür bırakma çabası, nefretin ta kendisidir. Doktor da Susan’ın kocası ve daha önceki malikane sahipleri gibi toplumun kadını cinsel olarak da olsa belli bir yere kadar sindirmesini gerekli ve sağlıklı olarak görür. Susan iyileşir ve hayatına bir süre daha devam eder.

Lady Macbeth’den Susan’a cinselliğin iktidarı olan simge bir bıçak

Susan rüyasında gördüğü bıçağı ansızın sabah yatağında bulur. Bu durum bir iki kere daha tekrarlanır. Bu bıçağı Susan’a veren hayalet gibi yaşamakta olan Carmilla’dır. Susan’ın rüyalarında ortaya çıkan bıçak (Freud’un rüya teorisindeki sembollere göre) bir arzunun sembolü olarak ortaya çıkar. Bu bıçak aynı zamanda bir fallustur. Susan bıçağı eline almasıyla arzuyla karşılaşır, bastırılmış cinselliği rüya alemini terk eder ve kendi benliğini de yitirmeye başlar. Carmilla tarafından tahrik edilir. Kendini kaybeden Susan, Carmilla tarafından onun arzusuna göre yönetilmeye başlanır.

Susan ile Carmila’nın arzusu, Macbeth ile Lady Macbeth’in Duncan ile olan ilişkisine de benzer.  Macbeth İskoçya tahtını ele geçirmek için Duncan öldürürken kullandığı bıçak, Lady Macbeth tarafından eline verilmiştir. Bu Lady Macbeth’in bilinçaltında bastırılmış bir arzudur. Lady Macbeth, aslında İskoçya tahtını arzulamıştır. Taht da bir fallus olmuştur. Ayrıca başka bir sahnede Lady Macbeth’in Macbeth’in kanlı kılıcını bacakları arasına alıp oynaması da kadın içindeki iktidar özlemini ve iktidarın kadın ötesi bir şey olduğunu anlatır. Diğer bir deyişle, kanlı bir bıçak iktidarı sembolize eden bir simgedir.

Susan’ın bıçak ile kurduğu arzu, Carmilla’nın Susan’ı cinselliğini tahrik ederek, iktidar isteyen bir patriarkiye saldırır. Bu düzen evlilik ve tek eşliliği de kendine içkin tutar. Filmin bir sahnesinde Susan’ın kocası Carmilla ile Susan’ın arasına girmemesi çünkü bu ilişkinin iki kadın arasında olduğu konusunda uyarılır. Lady Macbeth örneğiyle açıklanmak istenen bıçağın bir cinsel iktidar simgesi olduğu, erkekleri öldürerek bu cinsel iktidarı tesis ederek Carmilla ile Susan’ın adı konmamış bir cinsellik yaşamasının önünü açması demektir.

Finalinde Susan kocası sayesinde Carmila’nın büyüsünden kurtarılır ve Carmila öldürülür. Böylece böyle bir evlilik dışı, erkek ile kadın arasında oluşabilecek cinsel ilişki kurtarılır. Patriarki evliliğin ve cinselliğin korunması sağlanır.

Bu yazı FikriSinema ekibine yeni katılan Burç Karabulut tarafından kaleme alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir