Kutsal Geyiğin Ölümü

Athina Rachel Tsangari ile birlikte “Yunan Yeni Dalgası”nın öncüsü olarak anılan Yorgos Lanthimos, The Lobster (2015) ile geniş kitlelerce sevilen bir yönetmene evrildi. Hâlbuki başyapıtı Dogtooth (2009) ve öteki filmleri düşünüldüğünde popülere oynamayan, art house sayılabilecek bir sinemanın peşinde olduğu söylenebilir. Bu seyirci artışına olumsuz baktığım sanılmasın, sinemanın daha geniş kitlelere ulaşması sinemanın mevcudiyeti açısından her türlü gerekliliktir. Fakat burada yönetmenin anlatmaya çalıştıklarının tam anlaşılamaması, üstüne çok düşünülmeden geçiştirilmesi sonucu ortaya çıkabilir. Seyirci, alt metindeki eleştirilere bakmaksızın Lanthimos’un yarattığı oyunbaz, ilgi çekici ve taze dünyalara sırf haz nesnesi olarak da bakabilir. Bu durum seyirciyi avam veya yönetmeni ikinci sınıf yapmaz. Fakat tıpkı son filmi The Killing of a Sacred Deer’da olduğu gibi izleyici, bu taze dünyalar hoşuna gitmediğinde arka planda olanları ve yönetmenin sunmaya çalıştıklarını anlamak için çaba göstermeyebilir.

Murphy ailesinin evine konuk olduğumuz filmde, başarılı bir cerrah, göz doktoru olan eşi ve iki çocukları ile tanışıyoruz. Gayet resmi geçen yemeklerinde, filmin ilk işaretlerini alıyoruz. Üst sınıfa ait bir aile ile karşı karşıyayız ve Lanthimos’un kendi kurallarını uçuk diyaloglar yolu ile oluşturduğu yeni bir tuhaf evrene dahil oluyoruz. Bütün büyük filmlerin basit bir hikâyesi vardır. Yönetmen önceki filmlerine kıyasla daha sade bir fikirle yola koyuluyor. Kalp cerrahı olan Steven Murphy, bir günah işliyor ve lanetleniyor. Bu lanetten kurtulması için de sahip olduğu bir şeyden vazgeçmesi gerekiyor. Film, ilkel bir adalet anlayışı üzerine şekilleniyor.

Burada Martin karakterine ayrı değinmek gerekiyor. Ailenin reisi olan Steven, Martin’e yemek ısmarlıyor, pahalı bir saat hediye ediyor, hastaneyi gezdiriyor ve en sonunda ailesi ile tanıştırıyor. Bu ikili arasındaki ilginç ilişkiyi başlangıçta bilmezken sonradan öğreniyoruz ki Martin’in babasını kaybettiği ameliyatta, cerrahlardan biri de Steven imiş. Özenle yazılmış bu karakter, filmin ilk yarısında acıdığımız bir yetim iken, film ilerledikçe filmin en sinir bozucu unsuruna dönüşüyor. Filmin en can alıcı sahnesinde, Martin’in Steven’a yaptığı hata sebebiyle babasının ölümüne sebep olduğu ve ancak ailesinden birini feda ederek durumu eşitleyeceğini yoksa ailesindeki bireylerin tek tek öleceğini gayet sakin bir şekilde açıklıyor. Aileyi özellikle de babayı manipüle eden, inatçı, ısrarcı bu karakter film boyunca takındığı doğal tavırlarla filmin etkileyici bir ögesi oluyor.

Yönetmenin önceki filmlerine göre en büyük başarısı, senaryonun gerçekçi açılıp gittikçe akıl dışı olaylara evriliyor olması. Çocukların beklenmedik ve anlaşılmaz bir şekilde felç olması, sürünen bedenler, bodrum katında yaşananlar filmi görsel anlamda yukarı taşıyor. Görüntü yönetmeninin de katkısıyla Lanthimos, özellikle ev içinde mükemmel planlar yakalıyor, gerici müziğin de etkisiyle aile ile birlikte evin içine hapsoluyoruz. Yönetmen, belki de filmografisinde ilk defa kafası net olarak bütün filmi tek noktaya odaklıyor, filmin finalini bilerek hareket ediyor ve bizi de o bilindik sona sürüklüyor. The Lobster, yaratıcı fikrine, doğru atmosferine rağmen ucu açıkmış gibi bırakılarak bitirilmişti, hâlbuki bir kararsızlık açıkça seziliyordu.

Dışarıdan gelen bu doğaötesi müdahale en çok Funny Games’i (1997) anımsatıyor. Rahatsız edicilik konusunda Michael Haneke sınırlarını zorluyor Lanthimos. Haneke ile sadece yöntemsel değil tematik bağları da var Lanthimos’un. Konformizme sırtını yaslamış, ekonomik özgürlüklerini doğuştan elde etmiş sınıfları eleştirmeyi ve bu sınıfa ait ailelere çeşitli şekillerde saldırmayı seven Haneke, bu temayı en sert şekilde Cache (2005) filminde uygulamıştır. İlk filminden beri aile kurumu ile derdi bulunan Lanthimos ise bu meselelere çoğunlukla sınıfsal düzlemde bakmamıştır. Fakat ilk defa, ekonomik anlamda birbirinden farklı iki aile vasıtasıyla sınıfsal bir çatışma yaratıyor. Filmin esas mevzusunu oluşturmasa da bu özelliği ile yine Haneke ile benzeşiyor. Haneke’nin ailelerine dışarıdan gelen müdahaleler politik ve maddi sebepler iken Lanthimos, köklerinin geldiği Yunan tragedyaları geleneğini takip ederek metafizik bir yolu tercih ediyor.

Tıpkı filmin açılışındaki gibi kalbi veya mecazi ifadeyle vicdanı ameliyat masasına yatırıyor yönetmen. Vicdan sahibi olması gereken baba, insanları onun çocukları olarak ele aldığımızda Tanrı’ya kadar götürebilir bizi. Burada filmin isminin de dolaylı yoldan alındığı Agamemnon hikâyesine bakmak gerekiyor. Yunan mitolojisinde Atreus ve Aerope’nin oğlu olan Kral Agamemnon, Yunan ordularını toplayıp Truva yoluna düşmüştür. Fakat rüzgâr yetersiz olduğu için donanma ilerleyemez ve Agamemnon rüzgâr karşılığında tanrıça Artemis’e kızı İphigenia’yı kurban verir. Fakat tam bu esnada Artemis, kurban edilmesi için bir dişi geyik gönderir (evet, tıpkı İbrahim’in oğlunu kurban etmesi). İphigenia kurtulur ve Artemis tapınağına rahibe olur. Agamemnon Truva savaşını kazanır. Filmde ise baba fazla materyalist olmasına rağmen gökten gelecek “kutsal geyiği” bekliyor. Umudunu kestiğinde ise harekete geçmek zorunda kalıyor.

Baba karakterinin kararsızlığı, eylemlerini geç uygulaması, filmde kusur veya sorun denilebilecek tek nokta olarak gözüküyor ve filmin finalini bir müddet erteliyor. Buna karşın anne karakteri, bu geçmişi çok eski zamanlara, mitlere kadar giden tehlike veya lanet hakkında önceden bilgi sahibi gibi ve hazırlıklı. Annelik içgüdüleri karşısında babanın bilime olan katıksız güveni ile ufak bir bilim-inanç çatışması yaratılmaya çalışılmış olunabilir.

Esasında eski adalet anlayışındaki kısasa kısas, filmde eşitlik sağlamaya çalışıyor. Dışarıdan gelmiş gibi görünen müdahale, bir paradoksa sebep oluyor. Baba “göklerden gelen karar” karşısında pes ediyor ve adalet tanrıçası Themis’e bir kurban sunmak zorunda kalıyor. Ve filmin müthiş finalini izliyoruz.

Sonuç olarak seyirciyi film boyunca diken üstünde tutacak bu aile tragedyası, izlenmeyi ve üstüne düşünülmeyi hak ediyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir