Kıyamete Bir Kala: Küba Füze Krizi

Tüm dünya olarak son zamanlarda gergin bir süreçten geçmekteyiz. Ortadoğu’daki bitmeyen savaş, Avrupa’da gerçekleşen terör saldırılarının ardından insanoğlu daha büyük bir krizin eşiğine geldi. Amerika-Kuzey Kore gerginliği. Donald Trump’ın Amerika Birleşik Devletler başkanı görevine gelmesinden bu yana gündemden düşmeyen yasaklar ve en önemlisi nükleer savaş konusu, özellikle son zamanlarda nükleer çalışmalara ağırlık veren Kuzey Kore ile Amerika’yı karşı karşıya getirdi. Sürekli olarak tehditkar açıklamaları ile gündeme gelen Kuzey Kore’nin birçok ülkeye rest çekmesi durumu iyice alevlendirdi. Peki gerçekten beklenildiği gibi Amerika-Kuzey Kore gerginliğinin sonu, bir nükleer savaşın başlangıcı olabilir mi ?

Bu yaşanan gerginlik bizlere bundan 55 sene önce yaşanan ve dünyayı nükleer tehdit altında bırakan Küba Füze Krizini hatırlattı. Benzer bu iki olay “Tarih tekerrürden ibarettir” sözünü bir kez daha akıllara getirdi. Peki Küba Füze Krizi ya da başka bir deyişle Ekim Füzeleri Bunalımı nasıl başladı? Dünya nasıl bir tehdit altındaydı?

Dönemin Amerika Dışişleri Bakanı Dean Rusk’ın, 54 yıl önce Washington’daki yabancı ülkelerin büyükelçilerine yaptığı açıklama krizin boyutunu özetler şekildeydi.

“Şu anda insanlığın yaratabileceği en ciddi krizi yaşamakta olduğumuzu belirtmezsem sizlere karşı samimi davranmamış ve doğru söylememiş olacağım”…. 

Küba füze krizi. Bir başka deyişle Ekim Füzeleri Bunalımı. Sovyetler ile Amerika’yı doğrudan savaşın eşiğine getiren siyasal bunalımdır. Amerika’nın Türkiye’ye, Sovyetler’in ise Küba’ya nükleer başlıklı füze yerleştirmesi ile başlamıştır. Bu süreç dünyayı nükleer savaş tehtidi altında bırakmıştır. Kübalı devrimci Fidel Castro,1959 yılında Abd’nin desteklediği Batista rejimini devirdi. Castro ve arkadaşlarının iktidara gelmeleri ve Sovyetler ile yakın ilişkiler kurması, Abd için büyük bir tehditti. Gerginlik artmış, SSBC-Küba dostluğu başlamıştı. Domuzlar Körfezi Çıkarması’ndan sonra Castro ülkesine Sovyet füzelerinin yerleştirilmesi işlemine başlamıştı. 1962 yılının ağustos ayında Amerika istihbaratı Küba’ya bazı Sovyet füzelerinin yerleştirilmiş olduğunu saptadı. Bu durum Kruşçev’in soğuk harp oyunuydu. Küba’ya konuşlandırılan füzeler, Abd tarafından fotoğraflandırılınca bunalım iyice şiddetlendi.

Füzeler yerleştirilmişti ama ateşlemek için gereken bazı parçaların Küba’ya ulaşmadığı biliniyordu. 22 Ekim’de bu parçaların yola çıktığını istihbarat alan Abd, füze taşıyan Sovyet gemilerinin geri gönderilmesi talebinde bulundu. Bu uyarı dikkate alınmayınca Abd, 22 Ekim 1962 yılında adayı denizden ablukaya almıştır. Sovyet gemileri Atlantik’de seyrediyor Küba’ya doğru ilerliyordu. İki süper güç arasında büyük bir savaş mı başlıyordu? Doğrudan bir çatışma ortamı oluştu. Tüm dünyada nükleer savaş korkusu başlamıştı. Bu birkaç kritik gün içerisinde Kruşçev’in yönetimindeki Sovyetler’in geri adım atması ve tarafların anlaşması sonucunda sıcak bir çatışmaya dönüşmedi. Ekim Füzeleri bunalımı büyük bir krizdi aslında. Amerika’nın Küba üzerindeki başarısız siyasetinden ötürü Küba’ya yanaşan SSBC’nin aktif siyaseti dünyayı büyük bir krize sokacaktı. ABD ile SSBC’nin antlaşması, Sovyetlerin Çin ile arasını bozdu. Bu gelişmeden sonra Avrupalılar kendi nükleer programlarını oluşturdu.

Nükleer silah yarışı dünyayı büyük bir felakete götürebilirdi. İnsanlık tarihi tahmin edemeyeceği kadar geriye gidebilirdi.

The Bounty, Cadillac Man, Cocktail filmleri ile büyük yıldızlar ile çalışıp adından söz ettiren usta yönetmen Roger Donaldson bu kez politik bir film ile karşımızda. Thirteen Days(2000), Küba Füze Krizine biz sinemaseverlerin Beyaz Saray’dan bakmamızı sağlıyor. Film yaşanılan bu büyük krizi bizlere çok iyi sunmuş. Bürokratların zamanla yarışı filmin ana teması. Bol konuşmalı ve canlandırmalı bir film. Kennedy kardeşlerin savaştan ziyade diplomasiye önem vermesini yönetmen bizlere inceden sunmuş. Özellikle Uluslararası İlişkileri işleyen, ülkeler arasındaki ikili ilişkilere değinen, masa başı taktikleri ve böyle büyük krizler durumunda nasıl yol izlendiği filmde çok çok güzel işlenmiş. Dünyayı nükleer savaşın eşiğine götüren ve tabiri caizse uçurumdan düşmemizi engelleyen diplomasi hamlelerini ve kritik 13 günün anlatılması çoğu sinemasever tarafından başarılı bulundu. Tarihsel açıdan değerlendirilmesi, dönemin atmosferinin izleyiciye iyi yansıtılması olumlu yanlarından. Bruce Greenwood’un Kennedy karakterini iyi bir şekilde canlandırması takdire şayan. Film boyunca soğukkanlı ve ağır olması, kritik süreçteki psikolojik etkilerini iyi yansıtması öne çıkan unsurlardan. Başarılı bir canlandırma. Kennedy’nin karar alma süreçlerindeki zorluklarını, psikolojik travmalarını yaşamış diyebilirim.1991 yapımı JFK filminde J.F.Kennedy karakterini oynayan Kevin Costner, bu kez Kennedy’nin kurmayı olarak karşımızda. Politik ve ağır filmlerin üstesinden gelen usta aktörden harika bir oyunculuk. Yaşadığı gerilim ve ailesi ile olan sorunlara da değinilmiş filmde. Yakın tarihi ve soğuk savaş dönemi üzerine güzel bir yapıt olduğunu düşünüyorum. Tarihsel açıdan işlenişi ve yarı belgesel havasında olması filmin artılarından. 13 günlük siyasi süreç çok güzel aktarılmış. Oyunculuklar, senaryo ve dönemin atmosferi filmin olumlu yanları. Tarihsel açıdan işlenişi ve yarı belgesel havasında olması filmi ayrı kılıyor.

Amerikalı politikacıların krizi hasarsız atlatmaya çalışmasının aksine, Abd’li komutanların savaş istemesi çok ince bir ayrıntı. Özellikle Uluslararası İlişkiler okuyan veya politik filmleri sevenler için kaçırılmayacak bir fırsat.

Yakın tarihimizde olan ve dünyayı büyük bir felaketin eşiğinden döndüren politik hamleleri yakından izleyin ……

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir