Kare

Kare: Günümüz sanatının işlevi ya da işlevsizliği hakkında bir kara mizah

Ruben Östlund yeni filminde güncel sanat eleştirisini merkeze alıyor. Kara mizah soslu olan Kare, bir sanat gösterim yeri olan müzede, sanat dünyasının popülarite ile olan mücadelesini mizahla yere vurarak seyircisine gösteriyor. Christian’ın hayatının bir performans sanatına dönüşmesi ise hikâyede hicvin artmasına güçlü bir etkisi oluyor. Sanatın popüler düzeye çekilerek sanat dünyasının kapitalizme ahlaki olarak teslimiyetini anlatıyor.

Christian, her gün rutin olarak çalışan bir sanat küratörüdür. Christian’ın günü röportajlar vermekle, yeni sanat sergilerini insanlara duyurmakla ve müzenin medya çalışmaları dahil birçok çalışma yürütmekle geçmektedir. Halinden ve yaşantısından memnun gibidir. Yaşadığı hayat, onu İsveç’te neredeyse ünlü yapar. “Kare” eseri ise müzenin son sergisidir. Fırtınalar koparacaktır ama tek eksiği bir tanımlama ve anlam bütünlüğü teşkil eden bir açıklamadır. Christian, artık resmi bir Hollywood klişesi olan, tuvalette “Kare”yi tanıtacağı ana hazırlanır. “Kare” denilen şey, görünüşte LED ışıklarıyla aydınlatılmış ve çevrelenmiş içi boş olan bir “eser”dir. Christian, bu “kare”ye bir anlam eklemek durumundadır.

Burada sanat eseri derken günümüz koşullarındaki tüketim nesnelerini kastediyorum. Östlund’un başta eleştirdiği kısım, sanatın bir tüketim mecrasına dönüşmesidir. Sanatseverler zamanla müzenin birer tüketicisine dönüştü. Dolayısıyla, sanat işlevi gereği günümüzde tüketim ürününe dönüştürüldü, tüketim ilişkilerinin değişikliğini şu sahnede seyirciye gösterir. Kareden çok önce film, bir eski eseri gözümüze sokar. Bu eser heybetli görünen bir kahraman askerin at üstündeki halidir. Muhtemelen eser zamansızdır yani çok değerlidir. İşçiler o eserin yerine yenisini koyarken öyle dikkatsiz çalışırlar ki eserin kafası kopar ve eser mahvolur. Ama nedense bu kimsenin pek umurunda olmaz, gündeme bile gelmez çünkü hali hazırda günümüzün şartlarında satılabilir bir eser değildir artık. Hatta değersiz bir heykeldir çünkü günümüz sanat tüketicisinin ilgisi dışında dolayısıyla işlevsiz bir sanat yapıtıdır.

Walter Benjamin, “Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretebildiği Çağda Sanat Yapıtı” adlı makalesinde sanat yapıtları hakkında şunu demiştir: “Tekniğin olanaklarıyla çoğaltım çağı, sanatı kült temelinden ayırdığında, sanatın özerklik görünümü de sonrasız ortadan kalkmış olur.” Benjamin açık olarak bir eserin yeniden üretilmesiyle sanat yapıtının işlevinin ikinci plana atıldığını söyler. Bu cümle “Kare” nezdinde ise, işlevsiz ve faydasız bir dörtgendir. Sanatsal işlevi yoktur. “Kare”nin içinin boş olması sanki bu anlama ihtiyaç duyması gerekliliğini ve bir sanat eseri niteliği kazanması ihtiyacını anlatır.

“Kare”, bu amaçla olacak ki bir medya ajansının eline proje olarak bırakılır. Kararın ardından video başta olarak tekrar yapılmaya ihtiyaç duymuştur. Müzeye göre, bu karenin satılması gerekmektedir. Gerekli olan modern sanatın hazmedilebilir hale getirilmesidir. İnsanlar anlamadığı bir şeye niye para versinler sonuçta. Christian da onu tüketim nesnesi haline getirerek seyircinin zevkine sunmalıdır. Güncel sanatın ve müzelerin geldiği durum bundan ibaret. Her zamanki rutin harici bir düşünce tarzıyla, bir pazarlama stratejisi takip edilerek bir patlama sahnesi yaratılıyor. Bu patlama, aynı zamanda karesel bir şekil olan eserin de içeriğinin doldurulması anlamına geliyor. Bunu maalesef bir bombayla doldurmayı seçiyor ajans.

Zaten günümüzde tüketilen bir şey olan sanat, müze tarafından daha geniş ve genç kitlelere yayılabilsin diye daha popüler bir forma değişmeye çalışıyor. Gündemi hemen işgal edecek ve dikkatleri üstüne çekecek şekilde bir bomba kullanılıyor. İfade özgürlüğünün adı olan “Kare” için bu son derece kritik bir hal alıyor. İçi dolmayan bir “Kare”den içinde patlamaların olduğu, ırkçılığın olduğu bir esere evriliyor. Sanatın işlevinden çok uzağa bir popüler, günlük ve sıradan “Kare”ye indirgeniyor. Kare, sanatsal bir problemden olmaktan çıkıp ahlaki bir problem olarak kamuoyunda tezahür ediyor.

Kare’nin ahlaki problemi: Sanatın işlevi nerede biter?

Kare’nin ahlaki problemini bir ikilem ile incelemek gerekiyor. Kare’nin ele aldığı problem, müzeyi bir sanat mekanı olarak yansıtamamasında değil sanatın işlevini dışlayarak onu modernleştirme adı altında popülerleştirmesinde yatıyor. Az önce Kare’nin bir pazarlama stratejisi ile kitlelere yeniden dağıtılmasının onu sanatsal işlevinden çıkaracağını söylemiştim. Kare’nin bir videoda yeniden üretilmesi, bu durumu en trajik şekilde gösterir. Trajedi bombanın patlamasından öte sanatın işlevini göstermek amacıyla sanatı bir şekilde gösteriye çekmektir. Bu gösteri, sanatı değil sanatsızlığı, ahlakı değil ahlak olmayan bir toplumu yüceltir.

Kare, sanat işlev(siz?)inin yanında sanatın nerelere kadar gidebileceğine ve limitinin ne olduğunu da eleştirir. Maymun adam performansı bu konuda bize çokça yardımcı olacaktır. Bu sahnede müzeye gelen izleyiciler (ya da tüketiciler) müzenin düzenlediği bir performansa şahit olurlar. Bir adamın maymun gibi davranması üzerine kuruludur bu performans. Bir adam maymun taklidi yaparak, insanlar arasında kendi ormanındaymış gibi yaşamaya çalışır. Bu performansla Östlund, maymunla insanı yüzleştirerek insanın ahlaki davranışının limitlerini ve maymunun davranışın limitsizliğini gözler önüne serer. Maymun, insanlar içinde yarı çıplak biçimde kendi habitatında kendi varlığını yansıtırken insanlar onu oturup izlemek durumundadırlar. Bu bir gösteri olduğundan; herkes de bunun gösteri olduğunun farkında olduğundan herkes performansa maruz kalır, gösteriyle bir olur. Maymun rolü o kadar iyi bir performans olur ki izleyenleri tahrik etmeye başlar. Bu tahrik artarak gideceği yere kadar gider. Sanatın işlevi, performans sanatıyla tahrik etme üstünden değerlendirilir. Maymun’un insanlara göre daha müstehcen olduğu da gösteri sırasında mesaj olarak verilir. Östlund burada performans sanatıyla da alay eder. İyi bir gösteriyi seyirciye sunar. Ayrıca bu gösteriden arta kalan tahrik unsurlarını da vurgular. Tahrik aynı zamanda gösteriyi üstün kılar.

Tekrar Kare’ye geri dönersek; Kare de Maymun Adam gösterisiyle aynı kaderde birleşir. Kare’nin anlamlandırılması sürecinde yaşanılan, Kare’nin içine yerleştirilen bebek ve onun patlatılması videosu yine performans veren, gösteriyi üstün kılan ama sanatı işlevsiz kılan bir nesneye dönüştürür. Üstüne üstlük bunun ifade özgürlüğü ile de bir ilgisi vardır. Kare’nin anlamsızlıktan işlevsizliğe dönmesi, ancak gösterinin artırılması, karenin bir gösteri olmasıyla mümkün olur. Bu gösteri sadece ilgi çekmek adına tasarlandığından; toplumun ait olduğu ahlaki sisteme uyup uymamasının önemi doğal olarak gözardı edilir.

Toplumun ait olduğu değerlerin gözardı edilmesi, onların sanat ve ifade özgürlüğü hakkında konuşmasından daha çok kapitalizm döngüsüne kendini iyice kaptıran bir ahlaksızlaştırmayı da beraberinde getirir. Bu ahlaksızlaştırma popüler olma tercihidir aynı zamanda. Maymun Adam gösterisiyle tahrik unsurları ön plana çıkarıldığında; maymunun yaşamı ile insanın yaşamının ahlak olarak farkı da ortaya çıkar. Yani maymun kendi habitatında olabildiğince ne kadar ahlaklı ise, Kare’yi tasvir etmek için içinde bebekle bomba patlatan o kadar ahlaklıdır. Yani kapitalizm karşısında sanatın ahlaki olarak teslimiyetinin de bayrağını çeker. Gösterinin üstün olduğu yerde, sanatsal üretimin işlevsizleşmesi, kopyalaşmış bir kapitalizm ürününün sanat eseri olması doğaldır. Kare de tam olarak kapitalizmin ahlakının bir eseridir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir