Hayalet Hikayesi

Yönetmen Olivier Assayas, Twilight serisinin Amerikalı yıldızı Kristen Stewart ile ikinci kez bir araya geliyor. Daha önce 2014 yılında Olivier Assayas’ın Clouds of Sils Maria filminde Fransız oyuncu Juliette Binoche ile çalışan Kristen Stewart, bu kez Personel Shopper ile tekrardan bizlerle birlikte. Personal Shopper dram ve psikolojik gerilim türlerini içinde barındırıyor.

Maureen’in yalnızlığıyla başbaşayız. Onun iç dünyasına, ruhuna ve düşüncelerine yolculuk yapıyoruz. Sıradan bir moda danışmanı olan Maureen aynı zamanda medyum olduğunu düşünür tıpkı ölen kardeşi gibi. Kardeşiyle anlaşmalarına göre, kim önce ölürse o diğer dünyadan işaret yollayacaktır. Kardeşinin ölümünden sonra Maureen için hayatında tek bir amaç vardır o da ‘beklemek.’ Aslında filmin merkezine odaklanacak olursak amacı sadece beklemektir. Bunu onun ağzından da duyarız. Sevgilisiyle sürekli internet aracılığıyla görüşen Maureen, film boyunca bize şunu sorgulatıyor: Acaba sevgilisi gerçek miydi yoksa o şizofreni halinin bir yanılsaması mıydı? Filmin sonunda ise “Ey ruh! sen ben misin?” dediği anda tüm korkularıyla yüzleştiğini felsefik bir dille görüyoruz.

Personal Shopper’ın en göze çarpan temalarının iletişim ve yalnızlık olduğunu söyleyebiliriz. Hem sevgilisiyle internet aracılığıyla konuşması, hem de telefonuna gelen mesajlara boğulup hayatının gidişatını değiştirmesi iletişim konusuna, mesaj atan kişinin kardeşi olduğuna kendini inandırması ise bizi yalnızlık temasına yönlendiriyor. İletişim ve yalnızlık her ne kadar ironik iki öğe olsa da Personal Shopper ikisini birleştirmeyi yahut bağlamayı başarabilmiş.

Dünya değişti ve sinemanın dünya ile olan ilişkisi de değişti elbette. Assayas’ın filmlerinde, her ne kadar akıllı telefonların kullanımı eleştirilse de onu çağımız yönetmeni yapan özelliği de tam olarak bu. Çünkü günümüz problemleri ve içsel çatışmalarımız ile alakadar. Maureen aracılığıyla korkularımızla yüzleşmemiz gerektiğini ve aynı zamanda maddi ve manevi dünya arasında kalmışlığı sık sık vurguluyor. Assayas bir röportajında manevi dünyamızın ne kadar ruhani ve değerli olduğundan ama en çok maddi dünyada var olduğumuzdan şöyle söz ediyor: “Maddi ve Manevi dünyalar en basit şekliyle insanın anlamı. Filmler bu iki dünyayla ilgilenmiyor. En azından benim yapmaya çalıştığım şekilde. Bu yüzden denemeye değer diye düşündüm. Ruhani dünyayı kurcalamak bir yandan bizim için bir gizem taşıyor, bir yandan da bunları içgüdüsel olarak anlıyoruz. ‘Personal Shopper’ bizim ‘görünmez’le iletişim kurmamız üzerine. Görünmez olan belki de bilinçaltımız. Aynı zamanda başka bir dünyanın olabileceği değerli bir teori. Çünkü bizi hafızamızda dokunmayacağımız alanları keşfe zorluyor. Demek istediğim şu: Doğaüstünden bahsettiğimizde hem bilinçaltından hem de geçmişle ilişkimizden bahsediyoruz. Hepimizin gündelik işleri var, maddi dünyayla iletişim içindeyiz. Diğer yandan ruhani dünyayla ilişkimiz hayal gücümüze dayanıyor; beynimizdeki gri alanlarla, düşünme şeklimizle, tarihle ve geçmişimizle ilişkimize de…”

“Filmde kendisini yeniden toparlamaya çalışan, birinin ölümünden sonra hayata yeniden tutunmaya uğraşan bir karakteri anlatmak istedim. Kendimi tıpkı ressam gibi hissettim. Onlar resim yapmak için farklı renkler kullanırlar. Kendimi kolaj çalışması yapıyor gibi hissettim. Kullandığım tüm yöntemler, seyirciye ne anlatmak istediğimi en iyi şekilde aktarıyordu.”

Yönetmen, sözleriyle bize kendisini bu filmle tamamlamış hissettiğini gösteriyor. Personal Shopper aracılığıyla anlatılmak istenen mesajın da gayet başarılı olduğunu söylemek mümkün, tabii filmi yuhalamayanlar için.

Olivier Assayas, Personal Shopper ile 2016 yılında 69. Cannes Ödülleri’nde en iyi yönetmen ödülünü kazanmıştı. Kimileri filmi çok beğendi kimileriyse nefret etti. Ben beğenen taraftayım. Yönetmen, Kristen Stewart’tan başkasının bu filme gitmeyeceğini düşünmüş, ki ben de ondan başka kimseyi bu filmde hayal edemiyorum. O donuk karakteriyle Kristen Stewart’tan başkası bu filme yakışmazmış hiç şüphesiz.

Personal Shopper her ne kadar ülkemizde Hayalet Hikayesi olarak çevrilse de filme korku filmi sanıp gidenlerin hayal kırıklığı ile dönmesi muhtemel. Aksine film korkudan ziyade psikolojik gerilim kategorisinde değerlendirilebilir. Türler arası bir deneyime varsanız buyrunuz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir