Hakkı Yenen Hitchcock Filmleri

Hitchcock filmografisi uçsuz bucaksız bir orman, içinde git gidebildiğin kadar; herkese yetecek kadar film, herkese yetecek kadar konu, oyuncu, nesne, cameo var; seç seçebildiğin kadar. Yalnız bu bolluğa rağmen dönüp dolaşıp aynı kuyuların başında toplanıyoruz ki diğerlerinde duran billur, pür-i pak sulardan içmeye fırsat bulamıyoruz. Bu yazıda, bir çırpıda allayıp pullayabileceğimiz Hitchcock filmlerinin yerine daha geri planda kalmış ve hakkı yeterince verilmeyen filmlerin üzerinde durup onlara iade-i itibar talebinde bulunacağız. Ne yani, bir gün bu yaptıklarınızın hesabını vereceğiniz hiç aklınıza gelmemiş miydi?

North by Northwest (1959)

Durun, hemen vurmayın, bir açıklayalım önce. Evet, North by Nortwest’i hakkı yenenler kategorisinde ele aldık ama bir sorun bakalım neden aldık diye. Efendim malumunuz Sight&Sound zirveye yerleştirdiğinden beri bir Vertigo sevdası başladı ki sormayın gitsin, hemen her yerde görüyoruz kendisini. Olur olmadık yerde yok duş sahnesiydi, yok bipolar bozukluktu derken bir anda alakasız bir listenin başında Norman Bates’i sinsi sinsi gülerken de görebiliyoruz. İki üç karga bir araya gelmeye görsün hele, hemen Birds göndermelerini gökten yağdırmaya başlarsınız. Arka Pencere’nin sitesi bile var yahu! E hani bizim North by Northbest? Cemiyet kurup Nemrut dağındaki heykellere mi çıkalım illa? Velhasıl kelam en iyinin hakkı pek verilmediğini düşündüğümüzden kendisini bu listeye aldık, hak haktır sonuçta.

North by Northwest FikriSinema

Rope, (1948)

“Ya ya ya, şa şa şa Birdman, Birdman çok yaşa!” diye yıl boyu ortalığı yıktınız, Inarritu’yu omuzlardan indirmediniz ama o öve öve bitiremediğiniz tek plan olayını Hitchcock halledip rafa kaldırdığından bu yana yarım asır geçti. Tek bir odada geçen, baştan sona kesintisiz tek plan olarak tasarlanan bu eserin kıymeti nedense pek bilinmez ama benim diyen Hitchcock filmine kafa tutar her ortamda. Tek planı ağza almadan önce Rope’a bakın efendim, maazallah rezil edersiniz kendiniz ortamlarda, bizden uyarması.

Rope FikriSinema

Dial M for Murder (1954)

Aynı yıl çekilmiş olmalarından mıdır nedir, tek mekan dediğimizde aklımıza hep Arka Pencere gelir ama mekan kullanımı ve atmosfer yaratımı noktasında Arka Pencere’ye kafa tutacak kadar başarılı olan Dial M for Murders’ı bir türlü masaya süremiyoruz maalesef.  Üstelik saat gibi işleyen senaryosu, üç gün üç gece aç bırakabilecek gerilimi ve çarpıcı planlarıyla yabana atılacak bir eser olmamasına rağmen filmin değerini bulamamasını anlamak mümkün değil. Bunlar hoş şeyler değil, yapmayın lütfen.

Dial M for Murder FikriSinema

Strangers on a Train (1951)

Sırf sinema tarihinin en iyi tenis müsabakasını bünyesinde barındırdığı için bile baş tacı edilebilecek bir film olan Strangers on a Train, talihsiz bir karşılaşmanın nasıl bir felakete dönüşebileceğini en iyi şekilde gösteren eserlerin başında gelmektedir. Pyscho’nun kapana kısılmış karakterlerine ah vah edeceğinize Bruno Anthony’nin Guy Haines’in başına açtığı işleri çözmeye çalışın efendim. Kaynak kitabın yazarı Patricia Highsmith’in, senaristlerden biri olan Raymond Chandler’in ve Alfred “uluhiyete yakışmayan sıfatlardan tenzih” Hitchcock’un yarattığı bir işe burun kıvıranı kırk ilmin doksan dokuz alimi kırk gün kırk gece lanetledikten sonra zebanilerin, gulyabanilerin olduğu kuyuya atar ki alimallah, uzak durmak lazım böyle işlerden.

Strangers on a Train FikriSinema

The Lady Vanishes (1938)

Klasik bir Hitchcock teması olan “wrong man”, şirin mi şirin haminnemiz Miss Froy sayesinde hiç bu kadar eğlenceli bir hale bürünmemişti! Oyunbozan yapısı, Hitchcock’a özgü alaycılığı ve hikayesinin evrildiği nokta itibariyle dört dörtlük bir eser olan Lady Vanishes’i herkes takdir etse de iş listeye almaya gelince herkes kafasını kuma gömer nedense. Monty Pythonvari bir karaktere evrilen haminnemizin hatrına bu filme saygı duyup top 5’lerin gediklisi yapmak lazım.

Lady Vanishes FikriSinema

Lifeboat (1944)

Madem hep tekten gittik, Lifeboat ile potu yükseltelim o zaman; alabildiğince klişe, başı sonu belli bir hikayenin bile Hitchcock’un ellerinde muazzam bir esere dönüşebileceğinin ispatı, sinemasal müceddidliğin alametidir mevzu bahis eserimiz. Dar alanda kısa paslaşmalarla tansiyonun bir an bile düşmediği bu eseri, muazzam Hitchcock cameosu ve Connie Porter’in suya düşen saatin ardından attığı “Philippe Patek’ti o!” haykırışı için bile baş tacı etmemiz gerekirken değersiz bir çöp gibi köşelere atıyoruz, ne kadar ayıp.

Lifeboat FikriSinema

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir