Grinin Elli Tonu

Grinin Elli Tonu ülkemizde de tüm dünya ile aynı olarak 13 Şubat’ta gösterime girdi. Aynı adlı kitabın konusundan uyarlanarak oluşturulan film, üçlemenin yazarı E.L. James’in hayatını değiştirdi kuşkusuz. 2013 yılında piyasaya çıkan kitap, birçok ülkede toplam 70 milyonun üzerinde satarak rekor kırdı. Kitabın yakaladığı bu başarı yapımcıların avuçlarının kaşınmasına yetti de arttı bile. Kısa bir süre sonra film çalışmalarının başladığı geldi kulaklarımıza.

Seyirci profilini kitabı okuyanlar ve okumayanlar olarak ikiye ayırabiliriz aslında. Her uyarlamada olduğu gibi burada da, beyaz perde kitabın bizde bıraktığı derinlik ve etkiyi yakalayabilecek güçte olmuyor. Ancak kitabı okumayanlara göre hikaye (çok bir hikaye olduğu da söylenemez aslında ama) basit ve karakterler çok sığ gelecektir. Kitabı okuyanlar ise beklenilen sıradanlıkta ve şaşırtıcı olmayan bir basitlikte bulacaklardır filmi bence.

Çok fazla eleştiri alan, sıkıcı bulunan, hatta yarısında film salonlarını terk ettiren (en azından bizim ülkemizde) film ne olursa olsun kitabın yakaladığı başarı neticesinde adından sansasyonel bir şekilde söz ettirmeyi başardı. Öyle ki daha oyuncu kadrosu belirlenmeden, fanları tarafından resmi olmayan fragmanlar üretildi. Başrol oyuncuları Jamie Dornan (BBC yapımı The Fall adlı TV dizisinde psikopat bir seri katili başarıyla canlandırıyor) ve Dakota Johnson isimlerini tüm dünyaya duyurmuş birer oyuncular şimdilerde.

Christian Grey karakteri filmdeki iğreti duruşunun aksine daha karmaşık ve derin bir ruh haline sahip. Kitap ilerledikçe onu keşfediyor, zayıflıklarını ve tercihlerini daha iyi anlıyorsunuz. Hikaye ana karakterler Christian ve Anastacia arasındaki BDSM (bondage and discipline & dominance and submission & sadism and masochism,/ bondage ve disiplin & hakimiyet ve teslimiyet & sadizm ve mazoşizm) unsurlarını barındıran erotik ilişkiden ibaret. Bu erotik ve duygusal ilişki kitapta sayfalarca ayrıntılarıyla betimlenmiş. Ancak tüm bu anlatımları film de 2-3 dk gibi çok kısa bir zamanda yakalamanız bekleniyor. Dolayısıyla her şey biraz hava da kalıyor. Tüm film, Christian ve Anastacia’nın baş başa sahneleriyle dolu. Kitapta daha aşina olduğunuz yan karakterler filmde neredeyse hiç yoklar. Dolayısıyla Christian ve Ana’yı kafanızda normal hayatın akışına pek de oturtamıyorsunuz.

Görüntü yönetimi bence vasat. Filmde bolca yer alan erotik sahneler başarılı bir şekilde kareograflanmış ancak pek de ilgi çekici değiller. Jamie’nın bol baklavalı vücudu ve Dakota’nın göğüslerinden başka bir şey göremiyoruz. Bolca serpiştirilmiş olmasını beklediğim bulutlu ve yağışlı Seattle kareleri de beni tatmin etmeyecek yetersizlikte.

E.L. James kötü eleştirilere gayet açık bir yazar. ‘İnsanların kötü eleştiri yapmaları ile ilgili hiçbir sıkıntım yok. Bence bu çok normal’ diyor bir TV röportajında. Kitabın edebi değerinin olup olmadığı tartışılır ancak dünya çapında yüksek bir okuyucu kitlesine ulaşmış olduğu bir gerçek. Daha çok kadın fantezilerine dolayısıyla da kadın okuyuculara hitap ettiğini düşündüğüm kitabın filmi, sinema salonlarında erkek izleyiciler tarafından pek de keyifle karşılanmadı bence.

Yönetmen Sam-Taylor Johnson, Beatles grubu üyelerinden John Lennon’ın günlüklerinden uyarlanarak çektiği 2009 yapımı ‘Nowhere Boy’ filmiyle tanınıyor. Heykeltıraş olarak başladığı kariyeri, fotoğrafçılık, film ve video ile devam etmiş. 2008’de çektiği kısa filmi BAFTA ve Palme d’Or adayı ‘Love you More’, Sundance Film Festival’inde ödül kazanmış.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir