Filmekimi 2017’de İzlenmesi Gereken 10 Film

10. Rebel in the Rye (Çavdar Tarlasındaki Asi)

Amerikan edebiyatının önemli yazarlarından J.D. Salinger’ın yaşam hikayesini anlatan Rebel in the Rye, yazarın gençlik ve yetişkinlik yıllarında yaşadığı olayları konu edinen biyografik bir film. Yazarın hayatına tesiri olan aşk ve acılara, hayatına girip onu fazlasıyla etkileyen insanlara ve İkinci Dünya Savaşı sürecinde tanık olduğu hadiselere değinen film, yazarın önemli eserlerinden Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın da yazım sürecine değiniyor. Filmin bir diğer hoş sürprizi ise Kevin Spacey’nin filmin kadrosunda yer alıyor olması.

9. Jupiter’s Moon (Jüpiter’in Uydusu)

White God ile dikkatli üzerine çeken Kornél Mundruczó’nun yeni filmi Jupiter’s Moon, günümüz medyasında her an duyabileceğimiz göçmen ve mülteci gibi kavramlara farklı bir bakış açısı getiren oldukça absürt bir film. Mülteci olarak gittiği ülkede hayatta kalmaya çalışan birinin türlü şeylere rağmen ölmeyip üstüne bir de süper güçler kazanmasını konu alıyor. Fakat süper güçleri olan bu karakterimizin kahraman mı yoksa anti-kahraman mı olduğuna siz karar verin.

8. Lucky

Paris, Texas filminin Travis’i olan efsanevi aktör Harry Dean Stanton’ı geçtiğimiz günlerde kaybettik. Üstelik başrolünü üstlendiği son filmi olan Lucky’de göremeden. Film, bir çöl kasabasında yaşayan ve hayatının son demlerinde olan yaşlı bir adamın anlam arayışına çıkmasını konu alıyor. Üstelik filmin oyuncu kadrosunda David Lynch bulunmakta.

7. Three Billboards Outside Ebbing, Missouri

In Bruges ile harikalar yaratan İngiliz yönetmen Martin McDonagh, bu yıl Three Billboards Outside Ebbing, Missouri ile Toronto ve Venedik gibi festivallerden bir hayli iyi eleştiriler almayı başardı. Adalet için güçlü bir şekilde ayakta durmaya çalışan bir kadının mücadelesini anlatan filmin oldukça güçlü bir oyuncu kadrosu da var. Bakalım yönetmen Seven Psychopaths ile yarattığı hayal kırıklığını telafi edebilecek mi?

6. Loveless (Sevgisiz)

Rus sinemasının en önemli yönetmenlerinden biri olan Andrey Zvyagintsev’in yeni filmi Loveless, birbirlerine karşı artık nefretten başka bir şey hissetmeyen bir çiftin çocuklarının kaybolmasıyla yaşadıklarını konu alıyor. Bu arayışta birbirleriyle de yüzleşen çifti oldukça realist bir şekilde yansıtan yönetmen, toplum eleştirisi yapmayı da ihmal etmiyor.

5. The Square (Kare)

Force Majeure ile aile kurumunu gerçekçi bir şekilde irdeleyen Ruben Östlund gene boş durmuyor. Bu yıl Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kazanarak yeniden büyük bir heyecan yaratan Östlund, The Square ile her şeye sahip olmanın verdiği yozlaşmışlığı ele alarak toplumsal bir analiz yapıyor. Filmin Akademi Ödülleri için İsveç’in adayı olduğunu da ekleyelim.

4. The Shape of Water (Aşkın Gücü)

Bir diğer ödüllü film de The Shape of Water. Pan’s Labyrinth ile tanıdığımız Guillermo del Toro’nun yeni filmi Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan’ı kazanmayı başarabildi. Bir insan ile insan icadı bir yaratığın arasında geçen romantizmi anlatan film, Del Toro’nun tarzını konuşturduğu filmlerden bir tanesi.

3. Happy End (Mutlu Son)

Evet, usta yönetmen Michael Haneke geri döndü. Kodaman bir ailenin hayatına odaklanan film, hiçbir kavramın artık eski tazeliğinde olmadığını bu aile aracılığıyla yansıtıyor. Her dakikasında Haneke’nin kokusunu duyabileceğimiz Happy End Avrupa’daki mülteci sorununa değinmeyi de ihmal etmiyor.

2. The Killing of a Sacred Deer (Kutsal Geyiğin Ölümü)

Çılgın adam gene kanımızı dondurmaya geliyor! Dogtooth ile bizleri gerim gerim geren, geçtiğimiz yıllarda da The Lobster’la ne kadar yaratıcı bir yönetmen olduğunu kanıtlayan Yorgos Lanthimos, Colin Farrell’ın ardından kraliçe Nicole Kidman’ı da kadrosuna dahil etmeyi başarabildi. Aklımızla oynayacak, soğuk terler attıracak The Killing of a Sacred Deer’ın ne kadar tehlikeli bir film olabileceğini fragmanlar da kanıtlar nitelikte.

1. You Were Never Really Here

Joaquin Phoenix’i hepimiz seviyoruz değil mi? Son dönemde oynadığı filmlere hayran kalmamak mümkün değil. Bu yıl ise We Need to Talk About Kevin’ın yönetmeni Lynne Ramsay’in yeni filmi You Were Never Really Here ile Cannes Film Festivali’nde erkek oyuncu ödülünü kazanmayı başardı. Fakat filmin tek iyi yanı Phoenix değil. Film aynı zamanda Cannes’de en iyi senaryo ödülünü de kazanabildi. Sosyopat denebilecek bir savaş gazisinin gerilim dolu hayatından kesitler sunan film, oldukça farklı tonuyla kolay kolay unutulmayacağa benziyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir