Esrar Bitti

Esrar-ı Aşk…

Bağımlılıktır aşk; tıpkı eroin gibi… Damarlarından girip kanına karıştığı zaman, artık onun olmuşsundur. İnsana yaptıramayacağı şey yok denecek kadar azdır herhalde. İlk karşılaştığında kendileriyle, durumun vehametinin farkında değilsindir. Ne kadar etkili olabilir ki ? Ne denli sürükleyebilir ki seni peşinden? Heh! Bir de en güzeli : İstediğin zaman bırakabilirsin, mesele değil !!! Öyle değil mi ?

Aşk’ın ve eroinin insana neler yaptırabileceğine dair benzerlikleri trajedik olaylar silsilesiyle birlikte ele alan 1971 yapımı The Panic In Needle Park, Türkçe’ye çevrilmiş haliyle Esrar Bitti, James Mills’in film ile aynı isimli kitabından, Joan Didion ve John G. Dunne’nin ortak senaryosu ile sinemaya uyarlanmış. Filmin başrollerinde; “bağımlılık” yaratacak oyunculuklarının ilk adımlarından birini atan Bobby karakteriyle Al Pacino ve Helen karakteriyle Kitty Winn oynamakta.

Bobby, New York City’nin arka sokaklarında Needle Park bölgesinde bir eroin satıcısıdır. Mal sattığı bir ressamdan parasını almak için onun evine gittiğinde, ressamın sevgilisi olan Helen ile karşılaşır. Helen ise sevgilisinden hamile kalmış ve Bobby ile tanıştığı gün kürtaj yaptırmıştır. Sağlığı iyi durumda değildir, üstüne sevgilisi de kendisiyle ilgilenmemektedir. Bobby’nin O’na olan ilgisi karşısında kifayetsiz kalamayan Helen büyük bir aşka tutulur. Aynı şekilde Bobby de…

Bu bölgede yaşayan ve tüm geçimini eroin satarak sağlayan birinin sevgilisi olmak aşk ile birlikte elbette düzensiz, sağlıksız ve çaresiz bir hayatı da getirmektedir. Artık eroin satmaya ne kadar mecburlarsa kullanmaya da bir o kadar mecburlardır; tıpkı aralarındaki aşkta olduğu gibi… İşte bu mecburiyet, Helen’i Bobby’nin hırsız olan erkek kardeşi ile bile birlikte olmaya itecek kadar şiddetli ve sancılı olur. Gün gelir Bobby bu durumu öğrenir ve çılgına döner, ancak işin en kötü tarafına ilk duyulduğunda çılgına çevirebilecek bir durum, maddeye olan bağımlılıktan dolayı zamanla “normalleşmeye” başlar ve Bobby’nin, Helen’in para kazanması için başka bir erkekle birlikte olmasına müsaade edecek pozisyona gelmesini sağlar.

“Bu işin içinde olan herkes, çaresiz kaldığı için bir gün birilerini mutlaka ispiyonlar.” sözünü en acı şekilde tadan Bobby, sonunda sevgilisi ve aşkı Helen tarafından “ispiyon”lanır ve “büyük aşk” hapis süresi boyunca duraklamış olur.

Büründüğü karakteri izleyiciye yaşatan ve “bekleyin sinema dünyası, ben geliyorum” dercesine oyunculuk sergileyen Al Pacino bu filmle birlikte gerçekten göz doldurmaya başlıyor. Oyunculuğun başarısında en önemli kıstaslardan biri olan mimiklerini, ait olduğu role uygun kullanan Al Pacino kadar Kitty Winn’in de hakkını vermek gerekli. Bir kadının aşkını ve ne olursa olsun aşkına olan bağlılığını izleyene hissettirebilmek  kolay olmasa gerek ki ben bunu hissedebildim.

Ne demiştik: bağımlılıktır aşk; tıpkı eroin gibi… Bir kere dolaşmaya başladı mı damarlarında, bir şırınga şiddetinde ihtiyacın olur aşk dolu bakışlara…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir