Carol

Hesapçı Bir Dönem Filmi: Carol

Son yıllarda dönem filmi çekmek, özellikle de Avrupa Sineması’nda,  alenen modaya dönüştü; herhangi bir dönemde geçebilecek herhangi bir hikâyeyi, zamansal ve mekânsal olarak kendi kimliğini yaratmış dönemler içerisinde ele alma ısrarı var sinema camiasında. Atlantik’in öteki yakasının Avrupai bakış açısına sahip yönetmeni Todd Haynes’in Carol’ı bu akımın son örneklerinden ve kendisini hem iyi hem de kötü yapan tüm özellikleri bu dönem tercihinde saklı.

Carol; kuir sinemasının, 1950’ler Amerika’sının ve Cate Blanchett’in “ekmeğini yeme” üzerine kurulmuş bir eser öncelikle. Todd Haynes’e maharetlerini gösterme imkânı sunan, başlı başına bir cazibe unsuru olan New York’u ve dönemin Amerika’sını günümüzle değiştirdiğimizde, bu dönem seçiminin arkasındaki “hesapçılığın” kokusu ortaya çıkıyor. Carol’ın Therese ve Abby ile yaşadığı cinsel ve duygusal birliktelikler, Haynes tarafından “dönemin şartlarından” muaf tutuluyor ısrarla; toplumun ve toplumun biçimlendirdiği kişilerin algılarını, düşüncelerini bir iki cılız söylem dışında göremiyoruz. Bu yaklaşım, karakterlerini ve olay örgüsünü zamandan ve mekândan soyutlayan Todd Haynes’in dönem seçiminin hikâye temelli değil, görsel temelli olduğuna delalet; senaryonun ve hikâyenin yönetmenliğe alan açmak için feda edilmesi filmin ana sıkıntısı.

Cate Blanchett’in varlığı ve Todd Haynes’in onun varlığına atfettiği anlam, en az hikâye faslı kadar sorunlu bir husus. Todd Haynes’e göre Cate Blanchett; kadrajın sağına, soluna, altına, üstüne, ortasına koyup farklı farklı fotoğraflarını çekebileceğiniz bir obje. Film boyunca Rooney Mara’yı buğulu camların arkasına yerleştiren yönetmenin Blanchett’i iç mekânlarda bile karanlıkta veya özensiz bir kompozisyon içerisinde bırakmaması, oyuncuya hangi anlamı yüklediğinin en büyük göstergesi. Kaldı ki bu yaklaşımını açık edip somutlaştırmada bir beis görmüyor Haynes; Therese karakterinin çizdiği personanın oldukça dışında kalan fotoğrafçılık hobisi aracılığıyla kendi Blanchett güzellemelerine yeni kareler ekletip oyuncunun olmadığı anlarda bile kendisinden mahrum kalmamızı engelliyor. Haynes’in Cate Blanchett üzerinden oyunu kurma çabasına rağmen filmden geriye kalan Rooney Mara oluyor; bu bile, oyuncu seçiminin ve seçimin arkasındaki niyetin oldukça “sorunlu” olduğunu gösteriyor bizlere.

Carol, bahsettiğimiz sorunlarına ve hesapçılığına rağmen güçlü bir yönetmen filmi; ne anlattığından ziyade nasıl anlattığıyla dikkat çekiyor ve yönetimi, kendisi için feda ettiklerinin karşılığını dirhem dirhem veren cinsten. Kalburüstü yönetimine rağmen hem kendi filmografisi hem de ait olduğu tür içinde bir dejavu hissi yaratmaktan öteye gidemeyen bu Cate Blanchett güzellemesinin sinemaseverlere kattığı herhangi bir şey ise maalesef yok; Todd Haynes ve Christian Petzold başta olmak üzere “dönem filmi çekebiliyoruz” düşüncesine kendisini kaptıran tüm yönetmenlerin bundan bir an önce kurtulmalarını dilemekten başka yapacak bir şeyimiz yok şimdilik.

1 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir