Batman v Superman: Adaletin Şafağı

Batman v Superman: Adaletin Şafağı filmi teknolojik imkanlar dahilinde şanslı bir dönemde, Marvel’in sinematik evrenini çoktan oluşturması ve artık doğru yolda ilerlemesi ile Nolan yönetmenliğindeki son Batman serisinin izleyicilerde edindiği yer açısından ise şanssız bir dönemde çekildi. Haliyle de film Marvel dünyasıyla da önceki Batman serisiyle de kıyaslandı ve neredeyse her kıyastan mağlup ayrıldı. Filmin doğrularını ve yanlışlarını bu mağlubiyetler üzerinden değerlendirelim.

Öncelikle DC’nin oluşturduğu bu yeni evrenin Marvel evreniyle karşılaştırıldığında geri planda kalma sebeplerini inceleyelim. Marvel sinematik evrenini 2008 yılından beri karakter bazlı film ve dizilerle ince ince oluşturdu. Aralarında beğenilmeyen filmler olsa da genel itibariyle her karakterin filmi, bir sonraki macerası merak edilecek şekilde izlendi. 2012 yılında çekilen Avengers filminde ise artık doğrudan hikayeye geçilebilirdi çünkü filmdeki tüm karakterlerin geçmişlerine seyirci artık hakimdi. Gereksiz flashbacklere, geçmişini anlatmak için karakter yoğunlaşmasına gerek kalmamıştı. Film de gişede beklediği ilgiyi gördü (Üstelik film hakları nedeniyle Avengers kadrosunda çok önemli eksikler olmasına rağmen). Her ne kadar ben uzaylılarla savaş olayından pek hazetmesem de karakterlerin her birinin canlandırdığı kahramana uyumu ve evrenin her geçen gün hızla büyümesi olumsuz görüşlerimi törpüledi. DC ise genişletilmiş evrenine Superman’in hikayesinin anlatıldığı Man of Steel ile başlayıp hemen arkasından Batman v Superman: Adaletin Şafağı filmi ile seriye devam etti. Bu film Adalet Birliği filmlerinin öncülü olarak DC evrenini merak etmemizi sağlasa da Batman’i yeni bir ismin canlandırması ve evrene adım attığı bu filmin ilk yarısı boyunca neredeyse solo Batman filmi izlettirecek kadar hikayesine yoğunlaşılması kalan dakikalarda her şeyin aceleye gelmesine ve seyircinin izlerken yorulmasına sebep olmuş durumda. Film vizyona girmeden en zayıf halka olarak görülen Wonder Woman’a Batman kadar yer verilmemesine rağmen her iki kahramandan daha karizmatik ve daha işini bilir bir karakter yaratılmış. İşte DC’nin Marvel’a karşı aldığı mağlubiyetlerin temeli de burada. Marvel’la bir an önce kafa kafaya yarışmak için Batman ve Superman gibi iki ana karakterini henüz ikinci filmde sahaya süren DC, bir yandan da genişletilmiş evreninin temellerini atmaya çalıştığından Batman v Superman: Adaletin Şafağı filmi oldukça yavan kalmış. Öyle ki film vizyona girmeden önce tüm afişlerde, fragmanlarda, tanıtımlarda Batman ile Superman kavgasına odaklanılmışken iki karakterin birbirine öfkesini ergen kavgasına bağlayıp Yeşilçam’ın en çok eleştirilen filmlerinde dahi göremeyeceğimiz bir edayla aynı düşmanla savaşılması filmi en çok zayıflatan unsur. Eğer ana sponsordan dolayı Türk sinemasına bir saygı duruşu yoksa neden ve nasıl yapıldığına anlam veremediğim bu sahne filmin yumuşak karnı. Üstelik Amy Adams’ta Şener Şen karizması yokken “durun uleyn siz kardeşsiniz” modunda olaya müdahil olmasını da yine biz Yeşilçam sevenlerin tebessümü için filme eklenmiş bir an olarak düşünmek bu sahnenin hangi amaçla filme eklendiğini düşünmekten daha akıllıca geliyor bana.

Gelelim ikinci mağlubiyetin yaşandığı yere. Yani Christopher Nolan’ın yönetmen koltuğunda oturması, Christian Bale’in oluşturulan karanlık Batman’e çok iyi uyum sağlayarak başrolde yer alması ve Heath Ledger’ın sinema tarihinin unutulmazları arasına girmesini sağlayan Joker karakterinin varlığı seriyi belki de çizgi romanlarının bile üzerine çıkarttı. Sadece bir Batman üçlemesi değil kendi felsefesine sahip bir dünya yaratıldığından bundan sonra çekilecek her Batman filminin işinin zor olması oldukça normal olabilir. Ancak Christian Bale gibi karakteri kendi bedeninde yeniden yaratan bir oyuncudan sonra Ben Affleck’in varlığı seyirci için kolay kabul edilebilir bir değişiklik değil. Sadece Batman’i canlandıran oyuncunun değişmesi değil, Bruce Wayne karakterinin de her iki serideki farklılıkları Batman v Superman: Adaletin Şafağı filminde seyircinin Batman’e yukarıdan bakmasının sebeplerinden birisi.

Kısacası her biri birbirine sıkı sıkıya bağlı karakterlerden geniş bir evren oluşturmaya çalışan DC’nin bu filmde yanlışları çok. Her şeye tek bir filmde değinip oluşturulacak evrene hızlıca temel atmak ülkemizin ‘usta’ müteahhitlerini bile şaşırtmış olabilir. Yine de evreni iki ana karakter üzerinden büyütme riskini göze almaları, ne yazık ki tutmayan bir formül olsa da cesurca bir hareket. Serinin Adalet Birliği filmleri ile düzene gireceğini umuyorum. Eğer yine başarısız olunursa bir zamanlar Kara Şövalye’nin karizmasıyla bozguna uğratılan ancak artık bir hayli önde olan Marvel’i yakalamak oldukça zorlaşacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir