2015 Filmleri Dosyası

Sessiz sedasız bir yıl daha geçmişken geriye dönüp bu yılda neler olduğuna bir göz atmak adetten oldu. Hangi filmler gelmiş, hangileri iz bırakmış diye hafızalarımızı zorladığımızda hatırladıklarımızdan memnun olduğumuz ölçüde güzel bir yıl geçirdiğimizi söyleyebiliriz. Biz de 2015 yılında beklentilerimizi en çok karşılayan ve en az karşılayan filmleri düşündük. 5 FikriSinema yazarının beklentilerini karşılayan ve karşılamayan birer film seçtiği 2015 Filmleri dosyamız şöyle;

Tanju Baran: Bone Tomahawk – Mustang

Konuyu biraz eğip bükerek 2015 yılının en iyi ve en kötü filmi yerine, içime en çok sinen ve sinmeyen filmini yazdım.

Geçtiğimizi yıl içime sinen tek film seçme şansım olsa bu kesinlikle Bone Tomahawk olurdu. Sergio Leone’nin izinden gittiğini filminin her karesinde hissettiren Craig Zahler’in ilk filminde böylesine ağır bir yükün altına girme cesareti gösterip beklenenin kat be kat üstünde bir iş ortaya çıkartması ve Kurt Russell, Patrick Wilson, Matthew Fox, David Arquette gibi oyunculardan 40 yıllık yönetmenlerin alamadığı performansı çekip kopartması tek kelimeyle büyüleyiciydi. Sinemanın gizli “wonderkid”lerinden olan Zahler’in adını bir tarafa not etmekte fayda var, uzun bir kariyer kendisini bekliyor.

Geçtiğimiz yılın içime en çok sinmeyen filmi de bir ilk film, üstelik bu topraklardan: Mustang. Her yıl Deniz Gamze Ergüven’in yurt dışında kırmızı halılarla karşılanan filminden daha kötü en az 50 film üreten bir ülke sineması olduğumuzdan içime sinmeme sebebi filmin kötü olmasından ziyade hesapçı, ikiyüzlü ve usul açısından korkutucu derecede umursamaz olmasıydı. Her açıdan tuhaf bir vaka olan Mustang’i uzun süre daha konuşacağımız belli, getireceği sonuçların ne olacağını ise zaman gösterecek.

Solsoledo: Hidden – The Transporter Refueled

HIDDEN (Yön. Matt Duffer, Ross Duffer)- (Beğendiğim, hem de çok)

Daha önce onlarcası çevrilip, bizim de izlediğimiz filmlerden bir tanesi. En azından, “salgın bir hastalık sonucu zombiye dönen insanların cehenneme çevirdiği bir dünyada üç kişilik bir ailenin hayatta kalma mücadelesi” şeklinde özetlenebilecek konusunu okuyunca bu fikre kapılıyorsunuz. Salgından kaçıp sağlam kalmayı başaran bu anne, baba ve ufak kızdan oluşan aile hayatlarını devam ettirmek için bir yer altı sığınağına saklanıyorlar. Film de bu karanlık sığınakta ve (neredeyse) 3 kişi ile geçiyor. Bu anlamda filmin süresinin ve kurgusunun çok iyi ayarlandığını söyleyebiliriz. Filmin her şeyi o kadar kararında ki hiç sıkılmadan ve merakla izleniyor. Finalde de izleyicisinin bu merakını ona Shyamalanvari bir takla attırarak taçlandırıyor.

THE TRANSPORTER Refueled (Yön. Camille Delamarre)- (Niye var ki böyle bir film)

Üzerimde “Kurtuluş Günü” kadar gereksizmiş etkisi yapan 2015 yılı filmi. Tamam genelde Transporter serisinden çok bir şey beklemezdik zaten, eğlencelik bir film ve başrolünde Jason Statham’ın olması dışında. Ama başrolde Jason Statham olmayınca da bu seri bir hiçbir şeye dönüşüyormuş onu anladık. Evet, gene araba takibi ve dövüş sahneleri, aksiyon, güzel kızlar gırla ama gözler hep Jason Statham’ı arıyor ve ekranda gördüğünüz hiçbir şey, aksiyon olarak bile bir yere oturmuyor aklınızda. Ve sonunda niye var ki böyle bir film diyorsunuz!

Sinan Şafak: Mad Max Fury Road – Aloha

MAD MAX: FURY ROAD

80’li yılların en çok izlenen ve sevilen serilerinden Mad Max’in günümüze uyarlaması. Bol aksiyonlu görsel bir şölen. Çocukluğumuzda sevip izlediğimiz filmlerin 2015’te çıkan devamlarının arasında bu filmin hakkını verdiğini düşünüyorum.

Hızlı tüketim, kaynakların yetersiz kalması ve petrol yüzünden medeniyetin sonunun gelmesi ve insanoğlunun çaresizliği filmin ana teması. Yaratılan susuz ve kurak atmosfer, apokaliptik dünya, filmin temel özelliklerinden olan kostüm ve makyajların başarılı olması filmin artılarından. Bol aksiyonlu olması her yaş grubuna hitap etmesini sağlamış.

Bol kovalamacalı ve takip sahneleri filmle ayrı hava katıyor. Gerek aksiyon sahneleri gerek kurgusu gerek yarattığı atmosfer ile harika bir film. Tom Hardy’nin başarılı performansı ayrı bir konu. Mel Gibson’ın performansını aratmayacak bir Max Rockatansky performansı. Kara Şövalye Yükseliyor, Branson ve Büyük Dövüş filmlerinden sonra Hardy’nin yükselişi hız kesmeden devam ediyor.

ALOHA 

Jery Maguire ile adını duyuran,Vanilla Sky ve Almost Famous ile üst sınıf yönetmen kategorisine giren Cameron Crowe’dan sıradan bir duygusal film.

Hemen hemen herkesin beklentisi Crowe’un elinde ki bu harika kadro ile beklentileri karşılayacağıydı. Fakat tamamen hayal kırıklığı. Özelikle kurgusu, karakterleri, öyküsü ile sınıfta kalmış bir film. Filmin Hawaii’de geçmesi görüntü yönetmenliğine büyük bir avantaj sağlaması düşünülürken bu olumlu durumun yeterli kullanılamaması ayrı bir nokta.

Karakterler arasındaki ilişkinin klişe olması ve zorlama komedi sahnelerinin filmde yer bulması,filmi inanılmaz şekilde sığ bir hale getirmiş. Crowe’un kafasındaki bazı fikirlerin olduğunu ve anlatmak istediğini anlatamadığını düşünüyorum. Dağınık bir kurgu filmin en göze batan eksikliklerinden. Bu kadar güzel bir kadro ile kötü bir sonuca imza atan Crowe’un eski günlerine ne zaman döneceğini merakla bekliyoruz.

Emre Yılmaz: Victoria – Jurassic World

2015 yılını geride bırakırken akılda kalan onca harika filme karşın, aklıma bir çırpıda geliveren isim “Victoria” oluyor. İzlemeye alışık olduğumuz filmlerden teknik olarak farklı bir yapım. Gecenin zirvesinde, kısa bir zaman diliminin içine insana ait onca duyguyu sığdırıp tek planda perdeye yansıtan “Victoria” senenin başarılı filmlerinden.

Jurassic Park filmini senenin kötü yapımlarının arasına koymayı istemezdim, T-rex’in kükreyişini özledik ama tüm her şey bir öncekinin benzeri olmaktan öteye geçemeyince, filmin de fosilleşmesi kaçınılmaz oldu.

Ahmet B.: The Lobster – Pixels

Oscar için iddialı olmak isteyenler vizyon tarihlerini yıl sonuna saklarken, bu filmlerin ülkemizde vizyona girmesi bir sonraki yılı buluyor. 2015 yılında Türkiye’de vizyona giren filmlerden 2014 yapımı filmleri dışarıda tutup 2016 yılında gösterime girecek ancak henüz izlemediğimiz filmleri de mecburen elediğimizde iyi filmlerin sayısı oldukça azalıyor. Bunu göz önüne alarak 2015 yılında en çok ve en az beğendiğim iki film şöyle;

En Çok Beğendiğim 2015 Filmi – The Lobster

Özellikle okumaktan büyük keyif aldığım edebi distopyaların sinemaya uyarlanmaları ayrı bir haz. The Lobster edebiyat uyarlaması olmamakla birlikte derdini edebi bir dille anlatan bir yapım. Film boyunca ilişkiler üzerine yapılan göndermeler, insanların dönüşümü için seçilen hayvanlar, filmin her iki yarısında hikayeye dahil edilen mekanlar filmi özel kılan başlıca unsurlar. Her türlü detayın ince ince işlendiği The Lobster 2015 yılında izlediğim filmler içinde en çok keyif aldığım yapım.

En Az Beğendiğim 2015 Filmi – Pixels

Yapımı için harcanan onca paraya, atari salonlarına gitmiş ve atari oyunlarıyla büyümüş bir nesli etkileyebilecek malzemeye sahip olmasına rağmen bunları kullanmayı başaramayan Pixels bu yıl izleyip en az beğendiğim yapım oldu. Birçok klişe üzerine saçmalıklar ekleyip temeli sağlam olmayan bir yapı oluşturulmuş. Filmin olumlu tek yanı Peter Dinklage’in oyunculuğuydu. Bunun dışında bu filmi izlemeye ayırdığım vakitle başka bir film izlemediğim için pişmanlık duymamı engelleyecek tek bir sebep bulamadım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir